ZATÜRRE

Hiç bu denli kaygılı ve tedirgin olduğumuzu hatırlıyor musunuz?

Daha önce, günlerimiz bu derece neşeden yoksun geçer olmuş muydu?

Bu zamana kadar böylesine kırıldığımızı anımsayanımız var mı?

Geçmişteki hangi an, bu kadar çok karanlığı yaşatmıştı?

Elimizdekilerin son hız kayıp gittiği, daha önceden de olmuş muydu?

***

Ben 25 yaşında bir gencim… Hiç şüphesiz, ben ve benim yaşımdakiler, bu ülkede her zaman bir şeylerin ters gittiğini bilerek büyüdük. Ya bugünkü gibi ekonomi kötüydü, ya faili meçhul cinayetler vardı, ya bir adam evinde karısını dövüyordu, ya doğuda töre cinayetleri işleniyordu, ya da sokak arasında bir kadın tecavüze uğruyordu… Bunların hepsi yine var. Fakat, aklım erdi ereli, böylesine kötü günler geçirdiğimizi hatırlamıyorum.

Çocuktum da ondan dolayı mı anımsamıyorum acaba? Yok, hiç alakası yok. Bilakis çocuklar, birçok şeyi, özellikle de kötülükleri, büyüklerden daha iyi algılama ve hissetme yeteneğine sahip… Yani, şimdikinden daha rezalet bir vaziyette olduğumuz bir an bile olmuş olsaydı, muhakkak hatırlardım. Demek ki, olmamış… Demek ki, bu derece ezilmemiş, bu derece eksilmemişiz…

Peki, ne oldu da bu hale geldik?

Niye nefes alamamaya başladık?

Neden, şimdi?

Çünkü, şimdiye kadar zamanların hiçbir tanesi, içinde bulunduğumuz varoluşsal sıkıntıyı bu denli hissettirmedi. Bu elbette bir anda olmadı. Benim çocukluğumdan da önce zamanlardan bu yana, bir evrilme, bir başkalaşım söz konusuymuş, meğerse. Sanırım, bu değişimin en ağrılı, en kahreden dönemini yaşıyoruz bugünlerde… Bence, sancılarımızın şiddetinin bu kadar acılı olmasının da temelde tek bir sebebi var:

Umut yitimi…

***

İnsan hayatta her şeyini kaybedebilir. Yeri gelir, tüm zenginliğini yitirir… Yeri gelir, çıkan yangında tüm ailesine, tüm anılarına veda etmek zorunda kalabilir… An gelir, zamanında deliler gibi âşık olduğu sevgilisini tek celsede boşayabilir… Bir zaman gelir, kendini dışarıda, çırılçıplak, biçare bulabilir…

Ama yine de insanoğlu, tüm bunların üstesinden gelmeyi bilir. Kaybettiklerini kazanmak için gece gündüz çalışır… Yangından arda kalan küllerden, yepyeni bir aile yaratmayı başarabilir… Boşalan sol yanını, taptaze bir aşkla yeniden canlandırabilir… Aç kalan midesini, ne yapar ne eder doldurabilir… Üşümek istemiyorsa, çıplak bedenini şöyle ya da böyle ısıtabilir…

İnsanoğlu, yaşamak istiyorsa, her ne olursa olsun bir çıkar yol bulabilir. İyiye olan inancını kaybetmemişse, direnecek gücü kendi kendine sağlayabilir. İnsan, umudunu kaybetmemişse, kocaman dağları bile devirebilecek kadar mert ve cesur olabilir.

Tam tersi vaziyetteyse, yani kişi hayata ve kendine olan tüm ümidini yitirmişse, değil dağları devirmek, atması gereken minicik adımları dahi atamaz. Çıkabilecek en ufak bir esintide darmaduman olur. Makarayı giderek geriye doğru sarar… Yerde biriken iplikleri, ayağına dolar… Kördüğümü öylesine büyütür ki, içinde karıştıkça karışır…

Kurtuluş giderek güçleşir…

Yaşamak, ütopikleşir…

***

Umudun eşiğinde gidip gelen insanoğlunun gösterdiği bu karakteristiğe paralel olarak, kitleler de buna benzer özellik sergilerler. Tek başına var olamamış, umudu yitik bir toplum, başına gelebilecek hiçbir olumsuzluğu, ne sağlıklı bir şekilde değerlendirebilir, ne de dertlerinin üstesinden kuvvetlice gelebilir. Üstü başı kirli bir halde, ortalıkta dımdızlak kalıverir. Hayata dair neyi varsa, her birini teker teker kaybeder; tıpkı bizim gibi, ülkemiz gibi…

Son zamanların en korkunç umut yitimini yaşayanlarından biridir Türkiye. Sokağın
ortasında kalakaldık…

Bedenimiz çırılçıplak…

Bir yanımız kor alev…

Öte tarafımız buz gibi…

Kafamız karmakarışık…

Aşktan uzağız…

Sevgidense bihaber…

***

Mademki durumumuz bu, o halde, bir an evvel toparlanmaya gayret etmeliyiz.

Eğer dışarıda kalıp, rezil bir halde üşümek istemiyorsak, durmadan, gece gündüz çalışarak kaybettiklerimizi yeniden kazanmalıyız…

Her ne olursa olsun, mücadeleyi bırakmamalı, yaptığımız iş, ister büyük ister küçük olsun, onu en iyi şekilde yapmalıyız…

Ne yaşarsak yaşayalım, direnmekten vazgeçmemeli, yarınlara heyecanla, daha da umutlu uyanmalıyız…

Aksi takdirde, tedavisi mümkün olamayacak zatürreeye yakalanacağız. Zaten belirtiler hafiften yaşanmakta… Dışarıdaki virüsler, bakteriler ve bilumum mikroplar akciğerlerimize yerleşmeye başladılar bile…

Başımız ağrıyor, öksürüyoruz…

Ateşimiz giderek yükselmekte…

Nefes darlığı da yavaştan şiddetlenmeye başladı…

Demek oluyor ki, mikrobu, acilen, umutla ve inatla bünyeden uzaklaştırmak gerek.