KOŞ AMOK, KOŞ…

Sözlükler, Amok’u dünyanın pek çok yerinde gözlenen, ama Malezya’da kurumsallaşan haliyle psikiatri alanına yansıyan bireysel canilik diye tanımlıyor.

Yılmaz Özdil konuyla ilgili güzel bir yazı yazmıştı*, ben de şimdilerde Türkiye’de yaşadıklarımıza ışık tutacağına emin olduğum Amok’luğu ayrıntılandırmak isterim…

Amok, tek başına hareket eden ve ölüme giderken önüne çıkan ya da ulaşabildiği kadar çok insanı da katleden canilerin cinnet halidir. Malezya dilinde «durdurulamaz kuduz » anlamına gelen « amuk » sözcüğünden, « amok »a evrilmiştir.

Sadece erkeklere özgü bu öldürücü cinnet sendromuna, Malezya dışında en çok Hindistan, Filipinler, Polinezya, Karaip Adaları, Siberya ve kutup bölgelerinde rastlanır.

Bir intihar biçimi olarak Amok, geri kalmış dememek için Batı literatüründe « geleneksel » diye nitelenen toplumlarda daha çok bıçak, kılıç, pala gibi kesici aletlerle yapılır.

***

Amok’çu zat, eline geçirdiği kesici aletle koşmaya başlar. Koşar, koşar, koşarken rastladığı herkesi doğrar ve eğer peşine düşenler tarafından yolda öldürülmezse, soluğu tıkanıp ölene kadar koşar…

Bu ölümcül koşu, uluslararası literatüre « to run amok » deyimiyle yansımıştır.

Amok cinnetini tetikleyen nedenler, toplum önünde başarısızlığa uğramış ve aşağılanmış kişilerin intikam arzusu olarak açıklansa da; davranış mekanizması kendi gözündeki değersizliğini şiddetle cezalandırmak üzerine kuruludur.

Amok, koşusunu dehşet saçarak ölümüne sürdürecek ve intihar yoluna çıkanları da kendisiyle birlikte ölüme sürükleyecektir.

***

Amerikalı psikolog Stanley Milgram, 1960 ile 1963 yılları arasında bireylerin otoriteye itaata dayalı şiddet eğilimi ile ilgili çok önemli bir deneye imza atmıştır.

« Milgram Deneyi » adı verilen deney için New Haven’daki Yale Üniversitesi gazetelere «1 saatlik bilimsel deney için 6 dolar karşılığında gönüllü aranıyor » ilanı verir. 20 ila 50 yaş arasında toplumun çeşitli kesimlerinden gelen erkek gönüllüler, ikişer ikişer deneye alınıyormuş gibi yapılır.

Biri öğretmen olur, diğeri öğrenci ve öğretmen olan gönüllüden, öğrenci olan gönüllüye doğru cevaplayamadığı her soru için elektrik akımı vermesi istenir.

Aslında deneyde yalnızca bir denek vardır, o da öğretmen olup yanındaki doktor, yani otoritenin verdiği şiddet emrine ne kadar süreyle sorgulamadan itaat edeceği; hayatında hiç görmediği birine cevaplayamadığı sorular için ne kadar süreyle eziyet edebileceği ölçülmektedir.

***

Öğrenci denek aslında bir doktor olup başına ve vücuduna bağlı kablolarda elektrik falan yoktur. Ama öğretmen denek her elektrik verdiğinde çok gerçekçi acı çığlıklar atmaktadır.

Öğretmen gönüllü, deneyi yöneten « otorite » doktorun emirlerine göre öğrenci deneğin her yanlış cevabında, daha yüksek akım elektrik verdiğini sanır.

Sahte öğrenci, hakiki doktor 75 volt verildiğinde inler, 120 voltta acı çektiğini söyler, 150 voltta deneyin durdurulması için yalvarır, 270 voltta korkunç bir çığlık atar, 300 voltta artık cevap vermeyeceğini söyler, sonrasında da artık kendisinden geçmiş gibi yapar.

***

Hakiki denek 636 « öğretmen » ile yapılan deneyler sırasında, hiç bir gönüllünün 150 volttan önce « otorite » doktorun anlamsız işkence emrini sorguladığı görülmemiştir.

Ve insanlık adına ne yazık ki, deneklerden yüzde 63’ü hiç tanımadıkları, kendilerine hiç bir kötülüğü dokunmayan birine ancak 360 volta kadar elektrik verdikten sonra « otorite »ye isyan etmiş ve deneyi sonlandırmıştır. Bu yüzde 63’ün üçte biri ise artık ölmüş gibi yapan sözde öğrenci deneğe 450 volta kadar elektrik vermeye devam edebilmiştir…

***

Stanley Milgram, otoriteye itaat derecesini incelediği her deneği bir süre sonra Yale Üniversitesi’ne çağırır ve deneyin gerçek yüzünü açıklar, onlara niçin öyle ya da böyle davrandıklarını sorar.

Alınan yanıtlar, deneyin sonuçları kadar hayret vericidir. Gönüllüler böyle bir deneyi 6 dolar için değil, Yale Üniversitesi güvenilir bir kurum olduğu için kabul etmişlerdir. 1000 ya da 10 bin dolar vaadedilse, ciddi bulmayacak, kuşkulanacak ve kabul etmeyeceklerdir…

Sizin anlayacağınız, bu dünyada her yüz kişiden 63’ü otorite belledikleri yetkiliye para dağıtıyor diye değil, güvendikleri için itaat eder ve en gaddar emirlere, gönül rahatlığıyla « Sorumlu ben değilim, o! » diye uyarlar.

Ama otoritenin Amok koşucusu olabileceği, akıllarına gelmez. Sorgulamadan itaat, onların da sonunu hazırlar.

*6 Kasım 2016, Sözcü gazetesi