REÇETE: YA SERVETİNİ PAYLAŞ, YA SONUÇLARINA KATLAN!

Davos’ta ışıltılı avizeler, şık donatılmış masaların bulunduğu bir salonda zarif bir akşam yemeği. Konuşmacıların söylediklerinin özeti:

“Ya artık elde ettiğimiz kazancı toplumun dezavantajlı kesimleri ile daha fazla paylaşacağız ya da böyle yapmadığımız takdirde yaşanacakların sonuçlarına katlanacağız”…

Davos’un yoğun gündeminde gelir eşitsizliğinin ilk sıralarda olmasına şaşırmamak gerek.

Hatta bunu hem bir “günah çıkarma” hem de kapitalizme “zorunlu bir yama” olarak da düşünebiliriz. “Dünyanın en zengin 8 kişisinin servetinin dünyanın en yoksul 3.6 milyar insanının gelirlerinin toplamına eşit olduğu” Dünya Ekonomik Forumu’nun geleneksel Davos buluşmalarının hemen öncesinde açıklanmış ve hayli yankı bulmuştu. Brexit, Trump’ın seçilmesi, küreselleşme karşıtı ve milliyetçi akımların güçlenmesi, hepsi bu minvalde değerlendiriliyor.

Evet, servetin toplumlarda eşitsizliği azaltacak şekilde yeniden dağıtılması gerekiyor.

Ama bu nasıl yapılmalı?

Gönüllü hareketler mi, sosyal yardımlar mı yoksa vergi mekanizmalarıyla mı?

IMF Başkanı Christian Lagarde, “Köşeye sıkışmış ve öfkeli: Orta sınıf krizini nasıl aşabiliriz?”

adlı oturumda “Ben 2013 yılında Davos’ta bütün liderlere gelir eşitsizliğinin tehlikeleri hakkında uyarıda bulunmuştum ama kimse dinlememişti” diye serzenişte bulundu.

ABD başkan yardımcısı olarak yaptığı son konuşmasında ise Joe Biden, “Hedefimiz herkesin yaşam standardının birlikte gelişebileceği bir dünya olmalıdır” diyerek “herkesin adil paylaşımını ödediği aşamalı, hakkaniyete uygun bir vergi sisteminin uygulanması” gibi “sağduyu” adımlarını atmaya acil bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. Lagarde’ı kimse dinlememişti. Şimdi dinleyen olacak mı?

ABD’de ise tamamen farklı bir politikayı savunan Trump artık yönetimde. Davos’ta konuşulanların yaşama geçmesi için radikal kararlar ve radikal adımlar gerekiyor. 
Hamdi Ulukaya: 47. Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına katılan Chobani markasıyla Amerikan gıda pazarında büyük başarı kazanan Türkiyeli girişimci Hamdi Ulukaya, “İş insanlarının daha fazla varlık edinmek yerine çalışanları için daha fazlasını yapması şart. Başarıyı paylaşmak ticarette zarar getirmiyor” diyerek beş yıl önce Chobani’de başlattığı kâr paylaşım programını örnek olarak anlattı:

“Tam zamanlı çalışanlara büyümemizi paylaşma şansını verdik. Sonuçlarından herkes memnun.”

Gelecek 30 yıla odaklanmak gerekiyor
Alibaba’nın kurucusu Jack Ma, Davos’ta geleceğe ilişkin öngörülerini şöyle paylaştı: 


Önümüzdeki 30 yıl dünyada kritik önem taşıyor. Her teknolojik devrim 50 yıl alır. İlk 20 yılda, eBay, Facebook, Alibaba ve Google gibi devlerin yükselişine tanık olduk. Şimdi gelecek 30 yıla odaklanmak gerek. En önemli şey, teknolojiyi kapsayıcı hale getirmek. Ve dünyayı olumlu yönde değiştirmesini sağlamak.. Sonra, 30 yaşındaki insanlara dikkat edin. Onlar dünyayı değiştirecekler, dünyanın yaratıcılarıdırlar.

Gençler demokrasiye inançlarını kaybetti bile
Batı’da giderek daha fazla sayıda insan, özellikle de gençler demokrasiye olan inancını kaybediyor. Harvard Üniversitesi’nden Yascha Mounk ve Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nden siyaset bilimci Roberto Stefan Foa, demokrasiye yönelik tutumlara dair on yıllarca süren bir araştırmayı yayımladılar.

Çıkan sonuçlar hayli endişe verici:
İnsanlar eskiden olduğu gibi demokrasiyi desteklemiyorlar. Bir demokraside yaşamanın zorunlu olduğunu düşünen insanların yüzdesinde sistematik bir düşüş var. 1930’larda doğanlar, 1980’lerde doğanlardan çok daha fazla demokrasiye inanıyor. Örneğin 1930’larda Amerika’da doğanların yaklaşık yüzde 72’si demokrasinin kesinlikle şart olduğunu düşünüyordu.

Araştırmacılar son otuz yıldır, parlamentolar ya da mahkemeler gibi siyasi kurumlara olan güvenin, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki kurulmuş demokrasiler arasında da hızla gerilediğini söylüyorlar. Genç insanlar, askeri yönetim gibi demokrasi alternatiflerine daha açıktırlar.

Dünya Ekonomik Forumu Global Shapers tarafından yapılan ankete göre, 18-35 yaşlarındaki gençlerin kendi hükümet liderleri hakkındaki görüşü “gücü kötüye kullandıkları ve yolsuzluğa kapı açtıkları” yönünde. Bürokratik engeller ve hesap verebilirlik eksikliği, gençlerin neredeyse üçte birini rahatsız ediyor. Samimiyet ve eylem eksikliği, gençlerin dörtte birinde sorun yaşar. Beşte biri, hükümetlerinin kendilerini anlamadığını düşünüyor.