İSYAN DAİMA VAPURDA BAŞLAR!

İnsanların en acıktıkları edinimin bilgi, en acil ihtiyacın sanat, en güçlü istemin özgürlük olduğu uygar bir ülke düşledim, ömrüm boyunca. Kapıda karşılaşan insanların, tanımasalar da birbirlerine “günaydın” ya da “tünaydın” dediği; sokakta erkeklerin kadınlara yol verdiği ve kadın ya da erkek, kazayla çarptığı kişiden özür dilediği vb. gibi nezaketin toplumsallaştığı bir ülke özledim, hep.

Olmadı, olmadı. Düşlerim gerçekleşmedi, özlediğime bir türlü kavuşamadım. Hatta, “selamünaleyküm” diye başlayıp… verahmetullah’a kadar uzatılan “aleykümselam” değiştokuşunun çağın hızına yetişemeyen ağır temposundan mıdır, yoksa kadının hiçe sayılmasından mı bilinmez; daha da beter oldu, ülke!

Oysa karınca kararınca epeyce uğraştım, didindim; 32 harfi milyonlarca kez yan yana dizerek düşümdeki ülkenin harcına kum taneleri taşıdım.

Üstelik bu yolda gazi bile sayılırım!

Dile kolay, otuz yıldır yazıyor, yazıyor, yazıyorum. Eh, her yazıda da görgü ve terbiye kuralları sıralanmaz; görgüsüzlükle alay ederek bir şeyler söylemeye çalıştığımda, çakma aydınlar tarafından linç edildim.

Çünkü bu ülkenin bu çakma aydınları, ancak hitap ettikleri kitlenin bilgisizliği ve görgüsüzlüğü ölçüsünde varlar. Edi’yle Büdü örneği, birbirlerinin çapsızlığından besleniyor ve zaten birlikte yok olacaklar.

***

Çünkü ülke çöküyor.

Bir Hıristiyan Masalı* başlıklı tarih kitabımın önsözünde, “Yaşadığımız topraklar, cehaletle elde tutulamayacak kadar stratejik, geçmişi bilmeyenin geleceğine egemen olamayacağı kadar önemli bir coğrafya” diye bir tümce vardır.

Oysa bizim muktedirler, bilmediklerini uyduran ve üstelik uydurduğunu tutturamayan türden…

Ve cehalete, gericiliğe, yobazlığa, kurnazlığa, haksızlığa, liyakatsızlığa, terbiyesizliğe, görgüsüzlüğe, aptallığa bunca yıldır yapılan yatırım, nihayet sonuç verdi. Dışarıdan bakanlara kahkaha attıracak bir kara komedi girdabında, resmen batıyor ülke; ekonomisiyle, sosyaliyle…

Bir süreden beri kendimi muhalefet milletvekili gibi hissediyorum. Aramızdaki yegâne fark onların çook yüksek, benim ise yoook denecek kadar alçak maaşlarımız. Tıpkı onlar ne dese gibi, ben de ne yazsam bir işe yaramıyor.

Düşündüm de, yazdığım binlerce yazıdan sadece biri somut bir sonuç vermiş; otuz yılda muhalif görüşün tek bir “zafer”ine hizmet etmişim, yazarak. O da müzik üzerine:

11 Mayıs 2014’te, bu sütunda “Hava kurşun gibi ağır” başlıklı bir yazım yayımlanmış. Bir gün önce Kadıköy- Beşiktaş vapurunda tanık olduğum bir isyanı anlatmışım: Müzik yapan gençlere “yassah” diye çıkagelen pehlivan boyutlarındaki çımacı, vapur yolcularının umulmadık direnciyle karşılaşarak geri püskürtülmüş ve müzik aletleri, yolcular arasında dağılıp Beşiktaş iskelesinde müzisyenleri bekleyen zabıta bertaraf edilmiş…

Yazıda anlatılan vapurdaki isyan, aynı gün sosyal medyadaki Aktroller tarafından, tabii ki küfürlü teşbihlerle benim hayal ürünüm olarak nitelendi.

***

13 Mayıs’ta, bir görgü tanığı Facebook’ta olay esnasında çektiği ve yazıda anlatılanları bire bir doğrulayan videoyu yayımladı.

Derken 20 Mayıs’ta Yunan medyasının “amiral gemisi” ve Türkçesi “özgür basın” demek olan Eleftherotypia gazetesi, muhabiri Aris Abatzis’in çevirisiyle “Hava kurşun gibi ağır…”ın tam metnini, hem de birinci sayfadan görerek basmasın mı?

Olayın ve yazının üzerinden bir değil iki yıl geçti.

20 Ekim 2016’da İBB, vapurların alt arka salonlarında canlı müzik icra edileceğini duyurdu. O gün bugündür, vapurlarda onca kovaladıkları müzisyenlere artık hayat var, dostlar.

Kuşkusuz yanılıyorum, ama bu minicik zaferden kendime bir pay çıkarıp kıvanıyorum.
Bir de hâlâ bir umut kıpırdıyor içimde.

O yazı var ya o yazı, “Sabır tenceresi ne zaman taşar, kapak nerede, nasıl bir gerekçeyle atar bilemem. Ama ufukta, hem iktidarın, hem de muhalefet partilerinin boyunu aşacak, atıllaşan siyasal arenayı basacak bir öfke selinin boğuk uğultusu büyüyor” sözleriyle biter.

Türkiye Cumhuriyeti’ne kalkan Bandırma vapurunu hatırlayın.

Eğer bir referandum yapılırsa, Kadıköy-Beşiktaş vapurundaki isyanın tüm vatan sathına yayılması tarihin mükerrer bir cilvesi olacaktır, diye umuyorum.

  • Kırmızı Kedi Yayınları, 2014