18 YAŞINDAKİLERE ÖĞÜTLER

18 yaşındakiler milletvekili olabileceklermiş. Öyleyse meclise girecek  bu  yeniyetmelere bazı nasihatlarda bulunmamız, onları geleceğe hazırlamamız gerekir:

Eğer seçilirsen bir kaç araba bul, mahalle arkadaşlarınla bir konvoy oluştur; hava kararınca  şehirde bir kaç  tur atın. Böylece askere gidememenin ezikliğini hiç olmazsa bu uğurlama  ile biraz hafifletirsin. Caddelerde gazlarken direksiyondakiler  durmadan korna çalsınlar.  Bir kaçınız pencereden yarı belinize kadar sarkın ve  zaman zaman “En büyük vekil, bizim vekil” diye slogan atın.

Bu uğurlama, ardından yemin töreni filan bitince vekil olarak nasıl davranacağın konusu gündeme gelecektir. Parti başkanının şakşakçısı, uzun değneklerle oynattığı hacıvatlardan biri mi olacaksın yoksa  ülke seni kişilikli, kül yutmaz biri olarak mı tanıyacak ? Göreceğiz.

Bu ara kuşkusuz “Politikacı değil mi illaki yalan söyler” gibi sözleri  anımsayacak, oğlunun hep yalan söylediğinden şikayet eden babaya bektaşinin “Üzülme, onu politikacı yap, kolay yükselir, bakan  bile olur !” dediğini de öğreneceksin.

Hangi yolu seçeceksin ?

Gelmiş geçmiş bazı  politikacılara bakarsan bu işte, yalanın normal olduğunu düşünebilirsin: ABD  başkanı Nixon, rakip parti yöneticilerinin konuşmalarını dinletmiş, durum anlaşılınca da yalan atmış, “Yoo yapmadım !” demişti.  Sonra belgeler açıklanınca istifa etmek zorunda kalmıştı. ABD başkanı Bush ile Britanya Başbakanı Blair, Saddam’da kitle imha silahları olduğunu ileri sürüp Irak’ı işgal etmediler mi ? Şimdi bunun yalan olduğu bilmiyor muyuz ?

Bu günkü Trump’a bak ülkesinin basını ne diyor: “İsbat edilmemiş varsayımları yeniledi”,  “Çürütülmüş iddiaları ileri sürüyor.” Bunlar nedir ?  Bizim “traş”, “sallama”, “uydurma” dediğimiz hallere Amerikalılar  ilginç tanımlamalar bulmuşlar.

Öyleyse ne olacak ?

Nixon ve Blair gibilerin yolunu seçersen ufaktan başlarsın; zamanla yalan söyledikçe burnunun  uzamayacağını,  alıştıkça yüzünün kızarmayacağını farkeder, kendinle gurur duyarsın. Attıkça, kendini iyi hisseder, salladıkça alkışlanırsın.

Zamanla öyle alışırsın ki meclisin dışında, mesela yabancı ülkelere gittiğinde bile bunu sürdürürsün. Yalan tutkun, eroin tutkusundan güçlüdür, geçmez; rüyanda bile yalan söyleyemeğe başlarsın.

Sonra ?

Ancak ergeç yalancılığın kötü yollarına düşmek alın yazındır: Sonuçta kendine de yalan söylemeye, kendini de kandırmaya başlarsın. Bundan sonra da her şey değişir.

Öyle bir an gelir ki boyan dökülmüş, foyan görülmüştür; artık kimse sana   güvenmez, sadece sen her şeyin güllük, gülistanlık olduğuna inanmayı ve olmayanları anlatmayı sürdürürsün. O zaman eski bir Osmanlı atasözü aniden gelir ve yürürlüğe girer: “Anan cadı karısı, baban zebani: Tanındın burada yağla tabani !”