ONSEKİZLİK VEKİLCİKLER

Türk eğitim sistemini tanımlayabilecek tek bir kelime var:

Berbat…

Bu, abartı bile niteleme değil. Hatta belki de az bile… Türkiye’de baştan aşağıya yanlış bir eğitim ve öğretim düzeni mevcut. Bu yanlışlık, köy enstitülerinin kaldırılmasıyla başladı ve ilköğretimden, üniversiteye kadar mükemmel bir şekilde büyüyerek yayıldı.

Sorgulama yok…

Neden-sonuç ilişkisi yok…

Mantık yürütme yok…

Doğru düşünme yok…

Akılcı fikir üretme yok…

Gerçek pırıltıları keşfetmek yok…

***

Olan şey, yalnızca ezberden okumak…

4 şık arasında gidip geliyor beyinler… 5 yaşından itibaren, rekabetin olağan bir durum olduğunu kabullenmek zorunda kalıyor küçücük çocuklar. Fark etmeden sevgisizlik aşılanıyor bünyelerine. Paylaşıma ve dayanışmaya olan mesafe, daha o yaşlardan itibaren açılmaya başlıyor. O küçücük dünyaların pencereleri, kine ve nefrete açık duruma getiriliyor, ne yazık ki…

Güzel konuşmak ve yazmak nedir, bilmeden büyüyoruz. Dolayısıyla, nesilden nesle aktif olarak kullandığımız kelime sayısı düşüyor. Bu, hem tam anlamıyla bir rezalet, hem de oldukça üzücü… Silinmenin, bir diğer adıdır bu. Kendi ana dilini kaybetmeye başlamış bir toplumun, yok olması kaçınılmaz bir sonuçtur, elbette.

Konuşmada ve yazmada yaşanan bu vahim netice, sonuç olarak, birbirini anlayamaz bir insan yığınını yaratıyor. Sürekli birbirimizle manasız kavga etmelerimiz, işte tam da bu yüzden. Ezelden beridir, birbirinin aynısı olan sorunlarla cebelleşmelerimizin ardında da bu yatıyor. Kendi sözcüklerine yabancı, dilinin ruhunu tadamamış kitlenin, sokak ortasında başıboş bir halde kalması, hiç de şaşırtıcı olmuyor…

***

Eğitim ve öğretimimizin nasıl da berbat olduğunu, uluslararası testler ve yaşadıklarımız, çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. Her üç yılda bir yapılan PISA (Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme) raporuna göre, Türkiye, her geçen yıl OECD ülkeleri arasında birazcık daha gerilere doğru kayıyor.

Seneden seneye, okuduğunu anlamakta zorlanan, dört işlem yaparken kafası karışan, mantıksal düşünemeyen yeni neslimiz, sıralamada Trinidat Tobago, Birleşik Arap Emirlikleri ve Meksika gibi ülkelerle aynı seviyede seyrediyor. Ve her gün, siyasetle uyuyup, siyasetle kalkan toplumumuzdaki çoğu ana-baba, PISA testinin ne olduğunu bile bilmiyor. “Sistem böyle, naaapalıımm?..” diyerek, çocuklarını son sürat tıp ve hukuk fakültelerine sokmaya çabalıyorlar, zavallı bir görünümle…

***

Ana-babaların büyük bir gayretle, çocuklarını sokmaya çalıştıkları üniversitelerimizde de durum, öyle çok da parlak görünmüyor. Daha geçtiğimiz günlerde, fakültelerde nasıl da birkaç bin liraya yüksek lisans ve doktora tezlerinin hazırlandığını okuduk gazetelerde…

Bu da oldukça normal bir sonuç… Düşünme sanatını öğrenemeden, üniversitenin gerçekte ne anlam ifade ettiğini bilmeden ve hakiki manada okuma ve yazmayı benimsemeden üniversiteye gelen, bir sürünün aklında sadece iki şey mevcuttur:

Para ve unvan…

Bu iki şeye de bir an evvel ulaşma arzusuyla hareket eden sürü, bu yolda yapılacak her türlü rüşveti ve torpili kendinde hak görür. “Zafere giden yolda, her şey mübahtır.” sözünü söyleyebilmiş bir toplumun, bu kafa yapısındaki, öğrenciye ve hocaya sahip olması da gayet beklenen bir sonuçtur.

***

İlköğretimden üniversiteye kadar, bu denli bataklığın içinde dolanırken, şimdi çıkmışlar, 18 yaşındaki yeniyetmelerin, mecliste koltuk sahibi olmalarından bahsediyorlar. Bunu yaparken, her zamanki gibi yine demokrasi ve özgürlük palavraları atıyorlar.

E tabi, böylece bir taşta iki kuş vurmanın yaşı birazcık daha indirilmiş olacak. Para ve unvana, sahte tezlere bile ihtiyaç duyulmadan ulaşılabileceğiz. Kahvehanelerde nutuk atacağımıza, meclis kürsülerinden naralar yükselteceğiz. Genciz ve dinamiğiz ya, ondan daha çok çıkar sesimiz… Konuşmayı ve yazmayı bilmiyorsak da mühim değil… Olmadı
açarız prompteri karşımıza, başlarız atmaya tutmaya…

Tam bir demokrasi şenliği(!)

***

Bence, bu da bir politika… Adı da “Aptallaştırma” politikası…

Bir milletin çöküşünü hızlandırmak için, kurgusu çok öncelerden yapılmış bir politika…

Bu yüzden, binlerce kez “Hayır!” denilmeli, 18’lik yeniyetme vekilciklere…

“Hayır!” denmeli, bizi körleştirecek tüm politikalara…

“Hayır!” denilmeli, gelecek olan kapkaranlık günlere…