18 MADDEYE KARŞILIK 18 SORU

  1. Uzlaştırıcı mı?
  2. Özgürlükler artıyor mu, yoksa kısıtlanıyor mu?
  3. Kucaklayıcı mı?
  4. Eşitlikten mi yana?
  5. Halkın tam anlamıyla bağımsızlığı mı söz konusu?
  6. Hakikaten demokrasiyi mi aşılamakta?
  7. Daha güçlü bir ülkenin sözünü veriyor mu?
  8. Adalet duygusunu barındırıyor mu?
  9. Akılcı mı?
  10. Millet olma kimliğinin güçlenmesi mi, yoksa zayıflaması, hatta yok olması mı mevzubahis?
  11. Refah seviyesi artacak mı?
  12. Daha verimli ve daha doğru bir yönetim sistemi var olacak mı?
  13. Gelişmişlik düzeyimiz, şimdikinden daha iyi olacak mı?
  14. Eğitim, içinde havasız kaldığı ortamdan kurtarılacak mı?
  15. Sanatın ve sanatçının farkına varılacak mı?
  16. Sürekli tehlikeli sallanışlar yapan ekonomi, sarsılmaz bir zemine oturacak mı?
  17. Ulusal birlik ve beraberliğin, yok edilemez temeli olabilecek mi?
  18. Aydınlığın mı habercisi, yoksa kapkaranlığın mı?

***

16 Nisan’da, 18 tane maddeyi oylayacağız…

Bu maddelere, ya “evet” ya da “hayır” diyerek, memleketin bundan sonraki kaderinin, ne şekilde çizileceğine karar vereceğiz…

Yani yapacağımız iş, mühim bir iş!

***

Gönül isterdi ki, oylayacağımız anayasa, yukarıdaki tüm sorulara olumlu cevap verebilme niteliğinde olsun…

Halkın tamamını sıkıca sarıp sarmalayan, içerdikleriyle Türk milletinin bütününe hitap edebilen bir anayasaya, yüzde yüzümüzle evet demek, ne de güzel olurdu…

Kavgalardan, kargaşalardan ve lüzumsuz gürültülerden uzak bir şekilde, sandıkları zarflarla dolduruyor olabilseydik, kim bilir nasıl da mutluluklarla ve umutlarla dolu bir 17 Nisan sabahı bizi bekleyecekti…

Kendimizi görebileceğimiz, varlığımızı hissedebileceğimiz, geçmişimizi anımsayabileceğimiz, yarınlarımızın garantisi olan bir yasal düzenlemeyi, aklen, fikren ve vicdanen onaylamanın yerini, başka hiçbir şey alamazdı herhalde…

Kişisel tüm hırs ve arzulardan soyutlanmış, yalnızca memleketin çıkarlarını ve ideallerini hedefleyen bir yazılı metne, evet demek kadar doğru bir şey olamazdı, hiç şüphesiz…

***

Ama ne yazık ki, öyle değil.

Oylayacağımız anayasa, güzel soruların hiçbir tanesine, olması gereken cevapları vermiyor.

Bölüyor…

Gerilere götürüyor…

Yok ediyor…

Ülkeyi, birtakım kişisel hırs ve intikamlara kurban ediyor…

Soluduğumuz havayı, biraz daha karanlık dumanlarla kaplıyor…

Güvensizliği arttırıyor…

Geçmişi unutturmak için çabalıyor…

Akılsızlığı egemen kılmak için, elinden geleni yapıyor…

Koca bir ülkeyi, kocaman bir yanlışa sürüklüyor…

***

Evet, yapacağımız iş, mühim bir iş… 16 Nisan’da topyekûn böylesine önemli bir görevi yerine getireceğiz…

Eğer biraz olsun akıl, fikir ve vicdan sahibiysek…

Biraz olsun, doğup, büyüdüğümüz bu toprakları seviyorsak…

Az da olsa, kendimize, tarihimize ve birbirimize saygımız varsa…

Birlik ve beraberlikten yanaysak…

Gelecek için, ışıklarla dolu hayaller kurmak istiyorsak…

Hala kaybetmediğimiz şeyler mevcutsa en derinde bir yerde…

Referandumda oy vermeden önce, önümüze konulan 18 maddeye karşılık, yukarıda yazılan 18 soruyu kendimize
sorarız.

Bunu yaptıktan sonra, zaten vereceğimiz cevap son derece net:

“Hayır.”