‘HAYIR’IN ANLAM VE ÖNEMİ

Referandum, daha doğrusu plebisit için son düzlüğe girdik. Sokaklara, tv.lere bakılırsa, “evet”ler büyük ara önde görünüyor.

Büyük baskılar altında devam eden kampanya ile ilgili bu görünüş aldatıcıdır. Aslında oylama sonucu bıçak sırtında.

Aldatıcı olan görünüş aynı zamanda sonucu etkileyicidir.

Çünkü, her yerde , çok baskın “evet” görenlerin bir bölümü “ne yaparsak yapalım, nasıl olsa ‘evet’ çıkacak” diyerek,
sandık başına gitmekten vazgeçeceklerdir.

Bütün araştıramalar gösteriyor ki, oylamaya katılım oranı, özellikle de gençler arasında ne ölçüde yüksek olursa, ‘hayır’ ların önde çıkması olasılığı da o ölçüde fazladır.

Bunu farkında olan kimi “uyanıklar!”halkın zekasını test edercesine şu aldatmacayı öne sürüyorlar:
-Hayır demek için sandığa gitmek beyhude, gitmeyenler zaten hayır vermiş sayılıyor.

Buna inanacak kadar şavalakları, gözü kara kararlılar içinde bulmak mümkün olsa bile tereddüt edenler içinde bulunacağına inanmak mümkün değil. Düşünen adam bu kadar avanak olabilir mi?

***

Çok garip bir şekilde insanları sandık başına gitmekten caydırıcı bir başka etken de, 16 nisan oylamasında iktidarı ellerinde tutanlar tarafından hile yapılacağı söylentileridir.

Daha önceki oylamalarda bu yolun tutulduğu yolundaki ısrarlı söylentiler, bu kez de bu olasılığa inanılması olasılığını arttırıyor.

Kamuoyu araştırmacısı Hakan Bayrakçı, bir tv. programında bu olasılığın gündeme getirilmesi üzerine itiraz ederken görüşünü şu düşündürücü gerekçeye dayandırmıştı:

  • Araştırmamda, ben de sandıktaki sonucu bulmuştum. Yani ben de mi hile yaptım?

İlk bakışta iktidarı suçlar gibi görünse de, sadıkta hile yapılacağı söylentisinin yaygınlaştıracağı,”nasıl olsa hile yapılacağına göre oyumun bir önemi olmayacak ki, sandığa niye gideyim?” düşüncesi katılımı düşüreceğinden son irdelemede diktaya “evet” denmesini isteyenlerin işine yarayacaktır.

Bu gerçeğin farkında olarak, caydırıcı hile yapılacak kanaatinin yaygınlaşmasını engellemek en doğru yoldur.

Demokrasiler ile diktalar arasındaki kritik süreçte de yapılacak ilk iş sandığa gitmektir.

***

Bu gerçeğin böylece görülmesi bile tüm tereddütleri ortadan kaldırmaya yetmiyor.

16 nisan günü sandıktan “hayır” çıkması tek adam rejimi yandaşlarının iktidardan düşmelerini veya tek adamın,yasamanın yargının ve yürütmenin tüm dizginlerini elinde bulundurma konumundan uzaklaşmasını kendiliğinden sağlayabilecek midir?

Bu soruya otomatik olarak olumlu yanıt vermek mümkün değil.

Anayasa değişikliği ile resmileştirilmek istenen durum şu anda zaten fiilen yürürlüktedir ve oylamanın “hayır” ile sonuçlanması halinde de ilk bakışta pek de değişecek görünmemektedir.

Buna rağmen, nasıl olsa bir şey değişmeyecek diyerek sandığa gitmeyen yılgınlar haklı değillerdir.

Her şeyden önce, diktaya geçişi engellemenin birinci koşulu toplumun tek adam sultasına yüksek sesle “hayır” demesidir.

Yani bugün içinde bulunduğumuz politik araftan demokratik cennete geçiş süreci , tek adam sultasına “hayır” demekle başlayacaktır.

Toplumlar ancak kendilerine ve oylarına inanıp , güvendikleri takdirde tek adam sultasından kurtulabilirler.

Sandığa gitmek, kendine ve oyuna güvenmek anlamını taşır.

Diktaya “hayır” demek de, yurttaşın kendisini demokrasiye layık gördüğünün kanıtıdır. Yurttaşın, ”hayır” ının tek adamın bir kulağından girip, öbür kulağından çıkacağı söylentileri , toplumun kendine ve demokrasiye güvenini sarsıp, yıldırmaya yönelik bir tevatürdür.

Kimse vatandaşın “hayır” dediğini “evet” kılmak için ayak direyecek güçte değildir, yeter ki toplum kendine ve oyuna olan demokratik güvenini kaybetmesin…

Görülüyor ki, selamete çıkmanın yolu toplumun yılgınlığa kapılmayıp, kendine olan güvenini yitirmemesidir.

Bunun için önce sandığa gitmek, sonra da tek adam sultasına “hayır”demek gerekir.

“Hayır”ın anlam ve önemi işte budur!