ATI ALAN ÜSKÜDAR’I ÇOKTAN GEÇMİŞTİ

16 nisan plebisiti, zaten kampanya koşulları dolayısıyla şaibeliydi. Daha sonra, Seçim Kanunu’nun “üzerinde ilçe seçim kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır” diyen 98 ve “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersizdir”diyen 101. maddelerinin açık hükümlerine karşın Yüksek Seçim Kurulu, oylama başladıktan sonra “evet”çi AKP’nin isteği üzerine bunları geçerli sayan ve
yasanın net olarak belirtilmiş hükmüne açıkça aykırı olan, kendisini yasa koyucunun yerine ikame eden kararıyla 16 nisan oylamasını da şaibeli hale sokmuştur.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da belirttiği gibi, şaibe saptaması, herhangi bir kişinin, grubun iddiasına değil, yasanın ifadesine dayanmaktadır.

Tayyip Erdoğan ise, şaibe iddialarına gülüp geçerken şu aldırmaz ifadeyi kullanıyordu:

-Atı alan Üsküdarı geçti.

Tayyip Bey’in benzetmesi doğru, ama eksiktir.

Çünkü atı alan Üsküdar’ı, 16 nisan plebisitinden önce çoktan geçmişti bile.

***

Tayyip Bey’in İslamcı, anti- laik yapıdaki uzun 2. Cumhuriyet yürüyüşünün en önemli aşaması, hem Cumhuriyet’in kalesi olarak görülen Çankaya’yı, hem de yargıyı tümüyle ele geçirdiği 12eylül 2010 referandumu idi.

2.Cumhuriyet’in miladı olmasına karşın, 16 nisan oylaması, onun kadar önemli değil.

Anayasa değişikliğiyle öngörülen ve 16 nisan günü tescillenen rejim aslında resmileşmeden önce de fiilen yürürlükte idi.

Çankaya’nın yerine geçen “Beş Tepe”de oturan Cumhurbaşkanı 16 nisandan önce de, yasama, yürütme ve yargının tüm dizginlerini zaten elinde tutmaktaydı.

Anayasa Mahkemesi’nin OHAL KHK ları ile ilgili olarak son kararları ile YSK’nın , AKP’nin talebi üstüne verdiği mühürsüz oy pusulalarının geçerliliği kararı bağımlı yargının yanlı tutumlarının, iki yaşamsal örneğini oluşturuyor.

16 nisan oylamasından önce de, Tayyip Bey, yasama çoğunluğunun ve yürütmenin de sınırsız yetkili egemeni konumundaydı, Meclis’in yasama yetkisi OHAL KHK ları aracılığıyla bay- pass edilmiş bulunmaktaydı.

16 nisan oylamasının getirdiği değişikliğin Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun altını daha belirgin biçimde çizmenin dışında, Tayyip Bey’in yasama, yürütme, yargı üzerindeki denetimi açsından eklediği yeni bir şey yoktur.

Kampanya döneminde Binali Yıldırım Başbakanı Cumhurbaşkanının , memuru konumuna sokan uygulamanın kanlı canlı göstergesi olarak yurdun dört bir köşesini turladı.

Oylama sırasında YSK bağımlı yargının en çarpıcı örneklerini verdi.

Bu durumda, 16 nisanda sandıktan çıktığı iddia edilen sonuç, fiili durumu resmileştirmekten öte bir anlam taşımıyor.

***

16 nisan fiili durumu resmileştirmiştir, ama meşrulaştırmış değildir.

Oylamadan çıkan sonucun, demokrasinin temel ilkelerini hiçe sayan tek adam rejimine meşruiyet kazandırması zaten beklenemezdi.

“Evet”lerin kıl payı önde çıktığı ( düşünün, 58 366 647 kayıtlı seçmenin sandık başına gidenlerinin 750 000 i karşı tarafa kaymış olsaydı, sonuç “hayır” çıkacaktı) 16 nisan oylaması Türkiye’nin karnıyarık gibi ortadan ikiye ayrılmışlığının göstergesidir.

Sonuçta bu kadar az farkla “hayır” da çıkmış olsaydı, bu bölünmüşlük olgusu değişmeyecekti.

Desteği bu kadar kırılgan bir iktidarın karşı karşıya bulunduğu devasa sorunların boyutları düşünülünce, ne kadar güç bir durumda olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Maazallah, “hayır” lar önde çıkıp da, fiili durum resmiyet kazanmasaydı, hem özde bir şey değişmeyecek, hem de çıkmazın sorumluluğu “hayır” diyen demokrasi cephesinin sırtına yüklenmeye çalışılacak, gerginlik daha da artacaktı.

“Evet”in önde çıkması, yine de deneneceğinden kimsenin kuşku duymaması gereken bu oyunun inandırıcılığını zedeleyecektir.

Şimdi başarı da bozgun da, her şey düşlenebilecek tüm yetkilerin sahibi tek adama aittir.

Hadi bakalım, kolay gelsin!