BEN KATAR’I TUTARIM!

Zil çalmış, ders bitmişti. Merdivenlerden inerken Turhan, Burhan’a sordu;

-Ulan doğru söyle sen Katar’ı neden böyle tutuyorsun?

-Tutarım! Helal olsun Katar’a… Onun için ben her şeyi yaparım!

-Ne yaparsın?

-Yüzümü gözümü, her yerimi boyar, her maçına giderim!

-Başka ne yaparsın?

-Damarlarımı kessen kanım “Katar Katar” diye akar!

-Sana, “Başka ne yaparsın?” dedik.

-Ona haksızlık yapılsa sahalara atlarım!

-Yahu bu memlekette tutacak takım mı kalmadı ki gidip hamam gibi ülkenin takımını tutuyorsun?

-Aman senin gibiler Katarlı olmasın! Bırak da o güzel sadece bize kalsın!

-Minibüste Turhan’la Burhan’ın sınıfından başkaları da vardı. Burhan’ı tiye almayı sürdürdüler:

-Katar’da iş yokmuş… Hiç olmazsa Umman’ı tut!

-Tutmam: Onun sultanının adı Kâbus; babasını öldürmüş!

Sınıf arkadaşları dört bir yandan üstüne varmaya başladılar:

-Katar, Katar ne yapar? İskeleden ok atar!

Burhan, karşı koymaya çalışıyordu:

-O ok da sana batar!

-Son zamanlarda zaten giderek saçmalamaktasın. Şimdi de bu çıktı. Oradayken dikkat et de başına fazla güneş geçmesin de Alzhimmer filan olma.

Burhan, sloganla yanıtladı:

-Şöbiyet, kubbe, künefe/ Hapı yuttu Suadiye!

-Şimdi de Suadiye ile Suudileri karıştırıyorsun.

-Suadiye’nin adını da Katariye yapacağız!

-Katar, Emirliklerle Kuveyt’ten bile daha ufak değil mi?

-Selçuklular Anadolu’da ilerlerken savaşan iki taraf görünce ne yapmışlardı?

-Ne yapmışlardı?

-Türk hep küçükten, zayıftan yanadır. Osmanlı da zayıfı tutmuş, ona kazandırmıştı. Zayıf taraf Selçukluymuş; Selçuklu, Osmanlı’ya bu yüzden yerleşmesi için yer vermiş.

-Sonunda gidip Katar’a mı yerleşeceksin yani? Sonra onlar zayıf değiller ki… Dünyanın en zenginleriymiş. Uzakdoğuluları boğaz tokluğuna, esir gibi çalıştırırlarmış.

-Doğru, tek kusurları bu, ama görürsün düzelteceklerdir.

-Biliyor musun? Katar muazzam bir yeraltı doğalgaz deposunun üstünde duruyormuş. Alev alsa birden patlar, gidermiş. Sen oradayken olursa yani seni kaybedersek biz ne yaparız? Türkiye batar…

-Yok ya!

-Gördün mü?

-Burhan’ın aklı karıştı, Turhan’a inandı, “Allah cezanı versin, galiba kırk yılda bir doğru bir şey söyledin” dedi ve gitmekten vazgeçti!