YÜRÜRKEN BÜYÜMEK!

İnsanı hayvandan ayıran yeteneklerin en önemlisi, kuşkusuz konuşabilmek, üstelik konuşmak için de yüzlerce farklı dil yaratmış olmaktır. Sonra gülmek, düşünmek, çalışmak gelir.

Belki en önemlisi değildir ama, insanı hayvandan ayıran ilk fiziksel fark ise; hayvan yavrusunun dört ayak üzerinde büyümeye devam ederken, insan yavrusunun doğduktan bir yıl sonra iki ayağı üzerine kalkıp yürümesidir…

İşte bu yüzdendir ki yürümek, insanlığın ilk göstergesi, içgüdüsel olmayan ilk eylemidir!

Kavimlerin ve ulusların tarihi, savaş dışında yürüyerek yazılmıştır dersem, inanır mısınız?

İnanın, çünkü öyledir.

İşte size kavimlerin uzun yürüyüşünden ibaret büyük göçler. Dünyanın siyasal coğrafyasını ve sosyolojisini değiştirmişlerdir.

Ama yürüyerek yurt terkedilmez herzaman. Savunulur ve kazanılır da.

***

1789 Büyük Fransız Devrimi, güneyden kuzeye yürüyen Marsilya halk ordusuyla mümkün olmuştur.

1930’da Mahatma Gandhi’nin ardına takılan milyonlarca Hintli’nin Tuz Yürüyüşü, devasa bir coğrafyanın İngiliz boyunduruğundan kurtuluş habercisidir.

Bir Avrupa kıt’ası büyüklüğündeki Çin, tarihine ve coğrafyasının devasalığına yakışır ölçüde bir yürüyüşle rejim değiştirmiştir: Çan Kay Şek’in ordularına yenilen 100 bin Komünist militan, 1934’te başladıkları ve önceleri ric’attan başka bir şey olmayan Uzun Yürüyüş sırasında geçtikleri tüm bölgelerde köylüleri özgürleştirmiş, ağalardan aldıkları toprakları onlara bölüştürmüş ve yeni bir düzen kurmuşlardır. 1935’e kadar yürüdükleri 12 bin kilometrelik yolda aralarından Mao Çe Tung lider olarak sivrilmiş ve Yuan’a vardıklarında aralarından sadece 8 bini sağ kalmış olmasına karşın; koca Çin’in komünist rejim altındaki birliği ve hatta bugünkü gücünün kurucu eylemi, hala bir yıl süren o Uzun Yürüyüş sayılır.

***

1963’te Martin Luther King’in « I have a dream » söyleviyle başlayan barış yürüyüşü, ırk ayrımcılığında sonun başlangıcı olup siyah Amerikalıların seçme ve seçilme hakkına kavuşmasına yol açmıştır.

Doğu Almanya’da 70 bin kişinin Komünist rejimi protesto için 9 Ekim 1989’da başlattığı yürüyüş, milyonlarca kişinin katılmasıyla 9 Kasım’da Berlin duvarını yıkmıştır…

23 Ağustos 1989’da şarkılar söyleyerek sokaklara dökülen Baltık halklarının el ele tutuşarak SSCB sınırında oluşturduğu 560 km.lik zincir, Estonya, Letonya ve Litvanya’ya savaşta yitirdiği bağımsızlığını geri vermiştir.

Daha çok örnek var, ama benim yerim yok.

İnsanlar tarih boyunca öyle ya da böyle hak aramak için yürüdüler ve bazen, savaşarak yitirdiklerini ya da gasp edileni yürüyerek geri alabildiler.

CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; 16 Nisan’da, çoğunluğun HAYIR oyu verdiği gayet açık referandum gecesi yapması gerekeni, iki ay sonra nihayet yaptı ve Ankara’dan İstanbul’a Adalet yürüyüşünü başlattı.

***

Pek çok kişi gibi AKP iktidarlarının Türkiye Cumhuriyeti’ni kolayca yıkabilmesinden, meydanı boş bulmasını, yani TBMM’de kalan biricik muhalefet partisi CHP’nin «hiçliğini » ve Baykal’dan Kılıçdaroğlu’na liderlerinin kifayetsizliğini sorumlu tutan biri olarak, Adalet için yürüyüşü geç olsun da, yeter ki olsun diye, gönülden destekliyorum.

Bardağı taşıran damlanın gasp edilen gerçek referandum sonucu değil de Enis Berberoğlu’nun hiçbir gerekçeyle kabul edilemeyecek 25 yıl hapse mahkumiyeti olması önemli değil.

Bu yürüyüş, Türkiye’de çok uzun süredir yok olan hukuk, demokrasi, hatta ahlakı arayanların; baskıya, zulme ve talana karşı yürüyüşüdür.

Dileğim, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir kişi değil, tüm Türkiye yeniden adalete kavuşana kadar yarı yoldan dönmemesi, ülkenin gerçek çoğunluğuna umut veren yürüyüşün sonuna kadar gitmesidir.

Gerisi kendiliğinden gelir.

***

Özgürlüğüne kavuşan Cumhuriyet internet sitesi genel yayın yönetmeni Oğuz Güven’e geçmiş olsun. Darısı sevgili Güray Öz, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Ahmet Şık, Musa Kart, Turhan Günay, Hakan Kara, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör, Bülent Utku, Emre İper, Akın Atalay ve diğer tutuklu gazetecilerin başına.