ZAFER HAVASI, PARÇALI BULUTLU!

Fransa’nın yeni önderi Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısından sonra Cumhuriyetçi Yürüyüş Partisi’yle girdiği ikinci büyük bahsi, genel seçimleri de açık ara kazanarak benzersiz bir zafere imza attı.

Zafer benzersiz, çünkü Macron üç yıl önce siyaset sahnesinde bile yoktu, adı bilinmiyor, esamesi okunmuyordu.

Zafer benzersiz, çünkü partisi Mayıs’ta kuruldu, Haziran’da yarısı politikaya hiç bulaşmamış adaylar gösterdi ve 577 milletvekilliğinden 308’ini alarak, ezici bir çoğunluk sağladı.

Zafer benzersiz, çünkü yeni meclisteki her üç milletvekilinden biri yeni politikacı.

Zafer benzersiz, çünkü ne kadar zafer olduğu belli değil!

Geçen ay yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 47 milyon küsur Fransız seçmenden 12 milyonu sandık başına gitmedi, 3 milyonu ise boş oy verdi.

Emmanuel Macron, geçerli 31 milyon oyun 20 milyon küsurunu alarak cumhurbaşkanı seçildi ki; bu skor Fransa gibi « osuruğu cinli » bir ülke için rahat bir geleceğin işareti olmamakla birlikte pek de vahim değildi.

***

Ama vehamet bir ay sonra tecelli etti ve 27 milyon Fransızın sandığa gitmeyip sadece 20 milyon seçmenin oy kullandığı genel seçimlerde, Macron’un Cumhuriyetçi Yürüyüş partisi 7 milyon 826 bin 245 oy alarak meclisteki çoğunluğu kazandı!

İşte bu skor sevgili okurlar, benim bildiğim Fransa’yı rahatça yönetmeye yetmez ve yeni cumhurbaşkanına da huzur vaadetmez.

Çünkü Fransız halkı Türk halkına benzemez, mutlu yarısı mutsuz yarısını yok sayamaz, ezemez, hükmedemez. Çünkü hem vefasız, hem isyankar bir halktır, çünkü demokrasi vardır ve demokrasi, özünde nankörlük gerektiren, boyun eğmeyen, biat etmeyen, verilenle yetinmeyen nankörler sayesinde gelişen bir sistemdir, vb…

***

Fransa, oy vereni ve vermeyeniyle uzun zamandır öfkeli. Aynı partilerin inip çıktığı iktidar tahtıravallisinden, aynı politikacıları görmekten, yolsuzlukların örtbas edilmesinden, idare-i maslahatla yetinilmesinden ve siyasal ahlaksızlıktan bıktı, usandı.

Cumhurbaşkanı Macron’un halka verdiği birincil söz, zaten siyasal ahlakı yeniden kuracağı ve yolsuz hiç bir politikacıya geçit vermeyeceği, yönünde oldu.

Halkın en küçük bir yolsuzluğa tahammülü kalmadığı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı François Fillon’un, salt eşine ve çocuklarına uyduruk işler karşılığında sağladığı ücret kıyağı yüzünden elenmesiyle belli olmuş; Macron da bu sayede seçilmişti cumhurbaşkanlığına.

Oysa…

Macron’un kurduğu ilk hükümetin 4 önemli bakanı, seçimlerde elenen Fillon’la tıpa tıp aynı yolsuzluk, yani eşe dosta uyduruk işler karşılığında sağladıkları ücret kıyağı yüzünden geçen hafta istifa etmek zorunda kaldılar, iyi mi?

***

Buraya kadar iyi, aslında.

Le Monde gazetesi, cumhurbaşkanını haklarında yargı süreci başlayan şaibeli bakanları hükümette barındırmadığı için kutluyor. Ancak bu bakanlardan Macron’a çok yakın birine parlamentoda Cumhuriyetçi Parti grup başkanlığı, bir diğerine de koalisyon yaptığı Modem Partisi’nin grup başkanlığı teklif edilmiş bulunuyor.

Le Monde gazetesi de haklı olarak Macron’un «siyasal ahlakı » yeniden kurarken eskilerden çok da farklı bir yol izlemediğini vurguluyor.

Öte yandan parlamentoya seçilen ve politikaya yeni atılan bazı milletvekilleri de acemilikleriyle gülümsetiyorlar. İktidar partisinin Sandrine Josso adındaki hanım milletvekili, parlamentonun 22 Haziran’daki genel açılış oturumuna « Çocuklarıyla tenis oynamaya söz verdiği için » gelmeyeceğini açıklayınca, sosyal medyada kıyım kıyım kıyıldı.

***

Neyse. Yeniler de eskilere baka baka milletvekili çaktırmadan nasıl kaytarır, öğrenirler zamanla…

Çünkü Macron, yenileyerek ilerlemekte kararlı.

Örneğin, 4 şaibeli bakanın istifasından sonra yine sağ kolu Edouard Philippe’in başbakanlığında kurulan ikinci hükümetin 28 üyesinden 14’ü, kadın.

Genç cumhurbaşkanı, hükümetin resmi fotoğrafında bakanların bir erkek, bir kadın olarak sıralanmasını istedi ve kendisi ilk sırada değil, ikinci sırada yer aldı.

Bizim ülkemiz için henüz düşünülemeyecek bir imge, değil mi?