BU SİLAHLAR MUTLAKA PATLAR

Hafta içinde, resmi gazetede yayınlanan özel güvenlik kurumları yönetmeliğindeki değişiklik haberinin fazla ilgi yaratmamasına çok şaşırdım.

Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğin yeni düzenlemesine göre, şimdiye kadar Genelkurmay’ın yetkisinde olan özel güvenlik güçlerinin uzun namlulu silah edinme izni, artık Vali Yardımcısının başkanlığınlığında, İl emniyet Müdürü, Jandarma Komutanlığı, Ticaret Odası, Sanayii Odası temsilcilerinden oluşan heyetin önermesi ve Vali’nin de onayı ile verilecektir.

Özel güvenlik kuruluşlarını hafife almayın!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Em. General Adnan Tanrıverdi’nin yönetimindeki (bu sütunda sözü edilen, Çiğdem Toker’in de kendi köşesinde bir kaç kez, daha ayrıntılı bir şekilde anlattığı) SADAT ile ilgili bilgiler ve soru işaretleri dikkati çekmeyecek gibi değildi. O da nedense , kamuoyunda hakkettiği ilgiyi görmedi.

Oysa “özel güvenlik” her geçen büyüyen, hakkında bir sürü soru işaretleri olan devasa bir sektör.

***

Şu anda devletin uzun namlulu silahlar dahil, güçlü teçhizata sahip 261 000 polisi var.

Özel güvenlik sektöründe ise, Emniyet Müdürlüğü’nün istatistiklikleri güncellenmediğinden, şu anda kaç kişinin çalıştığı, kaç şirketin faal olduğu tam olarak bilinmiyor. Ama , 2014 yılı verilerine göre, Türkiye’de 1508 i polis, 3 ü jandarma bölgesinde olmak üzere, bir milyonun üstünde eleman istihdam eden, 1551 özel güvenlik şirketi mevcuttu, 67 094 işyeri özel güvenlik izni almıştı. 2014 itibariyle özel güvenlik sertifikası almış kişi sayısı 1 075 580, özel güvenlik görevlisi kimliği verilenler 678 idi.

Şu anda 500 000 kişinin de özel güvenlik görevlisi olmak üzere sıra beklediği biliniyor.

2015 de Savcı Mehmet Kiraz’ın ölümünde bunların ihmalleri görülmesi üzerine özel güvenlik güçleri için Tayyip Erdoğan “bunlar tarihe karışmalı” dediyse de 2016 da Hükümet bunların yetkilerini arttırmak üzere TBMM’ye bir yasa önerisi veriyor, ama bu teklif yasalaşmıyor. 15 temmuz sonrasında bunlar FETÖ bağlantısı kuşkusuyla kapatılıyor, ama daha sonra yayınlanan bir KHK ile özel güvenlik kuruluşlarının yetkileri artırılııyordu.Şu anda bunların sayılarının ve faaliyet alanlanının 2014 e göre arttığı düşünülmekte.

Özel Güvenlik kuruluşları, havalanları , üniversiteler, hastahaneler ve -şimdi sıkı durun!- Milli Savunma Bakanlığı dahil, kamuda da hizmet veriyor. Şu ana kadar bunlara bütçeden aktarıldığı bilinen miktar 5,5 milyar lira.

İşte özel güvenlik şirketlerinin uzun namlulu silaha sahip olmaları izni böyle bir ortamda Genelkurmay’dan alınıp, valilere veriliyor.

***

Şimdiye kadar Genelkurmay’ın yetkisinde olan uzun namlulu silahlarla donanmak izninin TSK’den alınarak, fiili konumu iktidar partisinin ildeki bir numaralı temsilciliği olan valilere bırakılması aklıma edebiyatta “Çehov’un tüfeği” diye adlandırılan kuralı getirdi.

Gelmiş geçmiş en büyük tiyatro yazarlarından Anton Çehov’un şöyle ünlü bir sözü vardır: Bir oyunda perde açıldığında eğer duvarda bir tüfek asılıysa, o son perde inmeden önce mutlaka patlamalıdır.

Evet, duvara asılan tüfek oraya süs olarak konmaz, o patlamak için vardır ve mutlaka bir gün bir yerde birilerine karşı patlayacaktır.

Yazında da, yaşamda da ana kural budur.

Yazında da yaşamda da tüfeğin bir gün patlayacağı kesindir de ne zaman nerede kime karşı patlayacağı oyunun ya da yaşamın kendi akışına göre değişir.

Bunu bilince insan elde olmadan soğuk terler döküyor ve düşünüyor, edinme izni Genelkurmay’dan alınıp, valiliklere verilen, bu silahlar da bir gün patlayacaktır, bu kesin, ama acaba bu nerede, ne zaman, kimin emriyle, kime ya da kimlere karşı olacaktır?