CÜPPELİ VE CÜPPESİZ FIRSATÇILIK!

Her fikir, her kavramın tartışması referans ya da ‘kıstas’ dediğimiz bir karşılaştırma ölçüsüne dayanarak yapılır. Zaten başka türlü tartışma olmaz, tartışılan olgu da niye ve neye göre vardır, anlaşılmaz.

Türkiye’yi bir din devletine dönüştürmek yolunda kararlı adımlarla ilerleyen iktidarın, müftülüklere resmi nikah yetkisi vermeyi öngören yasa tasarısı; işte bu anlamda ‘ilerici’ ve ‘gerici’ kavramlarına da açıklık getirdi. Tasarıya dair sosyal medyada açılan tartışmada Suudi Arabistan, İran ya da herhangi bir İslam ülkesi kıstas alınmadı, ama « Papazlar da nikah kıyıyor, müftüler niye kıymasın? » diye savunuldu.

Hiçbir bireyi gerici düşüncelere sahip olabileceğini aklına getirmeyen halkımızın, ilericilik referansının aslında, nedense ve hala Batı olduğu da böylece anlaşıldı!

Nedense diyorum, çünkü bu halka 16 yıldır gerici dinsellik aşılanıyor. Hem de her an.

Ama görülen o ki, seyrettiği Amerikan filmleri damardan zerkedilen dini dogmalardan daha etkili ve müftü nikahını savunmak için bile Batılı papazı referans göstermek ihtiyacını duyuyor, Doğulu imamı değil…

***

Oysa dünya ABD’den ibaret değil ve Doğu’sundan Batı’sına « ilerici» sayılabilecek ülkelerde dini nikah tamamen maneviyatla ilgili sembolik bir düzenleme olup, yasal anlamda ancak ve yalnız dinden bağımsız resmi kurumlarca kıyılan ya da onanan nikah geçerlidir. Avrupa’nın pek çok ülkesinde bu resmi kurum, belediyedir. Kaldı ki papazlara nikah akdi imzalamak yetkisi veren ABD’de bile kilisede evlenebilmek için ön koşul, belediyelerden «marriage licence » almaktır.

Türkiye’ye hem Anayasa’yı, hem de Medeni Kanun’un resmi nikah kuralını ihlal ederek dayatılmak istenen « müftülere resmi nikah yetkisi »; devlet işini diyanete yüklemek ve zaten yasa dışı inşa edilen Sünni İslamcı din devletine bir kaçak kat daha çıkmaktır!

Bu tasarı ülkemizde Sünni, Alevi, laik, gayrı müslim vb. ayrımcılığını daha da keskinleştirir. Üstelik, Sünni İslamın kadına verdiği tali değer itibarıyla ilerici bir toplum olmanın ön koşulu cinsiyet eşitliğini ilga ve T.C.’nin 1949’da imzaladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni de bir kez daha inkarı niteliğindedir!

***

Akademisyen cüppeli Nuray Mert gibi popülizmden beslenen oportünistler (fırsatçılar), tasarıyı cahilce bir gerekçeyle, « yasal güvencesi olmayan imam nikahı akdinin yarattığı mağduriyetleri önlemeye yarar » diye savunuyorlar.

Oysa yasal geçersizliğini bilmeden dini nikahla yetinen çiftleri, devlet işini diyanete teslim etmeksizin mağduriyetten koruyacak bir değil, iki seçenekli önlem olanağı var: Devlet, milyonluk bir ordu ölçeğinde beslediği imamları, nikah kıymadan önce evlenecek çifti dini nikahın kanun önünde geçerli olmadığı yönünde uyarmaya zorunlu kılar, bir!

Mağduriyet adayını fikrini sormadan korumak istiyorsa da tıpkı İsviçre, Fransa, İngiltere, Almanya vb. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi dini nikaha ancak resmi nikahtan sonra izin verir, iki…

Cüppeli Nuray « hoca », şeriat hukukuna icazet veren müftülüklere resmi nikah yetkisini savunmak yerine, hiç olmazsa « imamlara uyarı zorunluluğu getirmek » seçeneğini düşünemeyecek kadar mı cahildir? Yoksa muhalifmiş gibi göründüğüne yandaş, yandaş göründüğüne muhalifi oynayacak esneklikte bir oportünist midir?

***

Bir fikri ve tersini aynı tümcede buluşturmak becerisini gösteremediği zamanlar, ileri sürdüğü her öngörü ve yaptığı her analizin yeri öptüğüne bakılırsa; bence Nuray Mert desteksiz atışlarını ancak ‘kullanışlı aptallar’a bilgi diye yutturabilecek çapta başarılı bir oportünisttir.

Ama Cumhuriyet’in aydın ve kadim okuru, Nuray Mert’in kontra gibi sunup nabza göre verdiği popülizm şerbetini yutmadı!

30 Eylül 2007’de Ayşe Arman’a verdiği röportajdaki gibi, « Ben biliyorum. AKP’nin gizli ajandası yok. Bu insanlarla birlikte yaşıyorum. Çoğunu yakından tanıyorum. Türkiye’yi İslamileştirmeye filan çalıştıkları yok! » fetvalarını ve bugün içine yuvarlandığımız Ortaçağ karanlığına taşıdığı daha nice gözbağlarını unutmadı!

Gazeteci olmadan köşebent akademisyen Nuray Mert’in tartışılır yazarlığını Cumhuriyet’te Nilgün Cerrahoğlu, odatv.com’da Prof.Dr. Kemal Üçüncü, BirGün gazetesinde Enver Aysever, abcgazetesi.com’da Merdan Yanardağ,
Evrensel’de Esra Arsan tarafından en veciz biçimde ortaya konuldu. Saçmalama tarzı ise haber.sol.org.tr’de Taylan Kara’nın çok zekice bir mantık hicviyle deşifre edildi.

***

Nuray Mert’i gazetesinin ilkeleriyle bütünleşen okurunun onun gibi laiklik düşmanlarına asla yar etmeyeceği Cumhuriyet’ten, benim için 2005’te Radikal gazetesinde yazdığı Türkçesi bozuk tümceyle uğurluyorum:

« Bu noktada, şahsen, bu dille yazan biriyle aynı gazetede yazmaktan utandığımı ve kamuoyundan özür dilemek durumunda hissettiğimi açıklamak gereği duyuyorum. »