DÜNYA YUVARLAK DEĞİL, DÜZDÜR!

Kıymetli kardeşlerim,

Son zamanlarda bilimde de çağdaş medeniyet düzeyini aşmak için hamlelere giriştik; böylece Darwin’in ileri sürdüğü gibi maymundan gelmediğimizi, kanserin hacamatla, uyuzun da bardak çekilerek iyileştirilebileceğini ispat ettik. Başka keşif ve icatlarımız da var: Japon yapıştırıcıdan daha güçlü Türk yapıştırıcısını ve kendi kendini temizleyen paspası bizim AR-GE’cilerimiz buldu. Papaz eriğini imam eriğine çeviren de bizdendir.

Ancak coğrafyacılarımız maalesef geride kalmış ve dünyanın yuvarlak değil, düz olduğunu ilan etmekte fazlasıyla gecikmişlerdir. Dünya futbol topu değil, tabak şeklindedir! Dünya yuvarlak olsaydı ekvatorun altında kalan dereler, denizler boşluğa akar, suyumuz biterdi.

İşin aslı şöyledir: Kafamız da gözümüz de yuvarlak olduğundan biz dünyaya, camları kavisli top gibi bir fanus içinden bakar gibiyiz. O yüzden belli bir boyuttan büyük nesneler gibi dünya da bize yuvarlak görünür. Yoksa asla öyle değil, dümdüzdür.

Büyük şairimiz Necip Fazıl, dünyanın yuvarlak olmadığını ne güzel sezmiş ve ne hoş ifade etmiştir:

“Bana, dünya düz demişti ince belli / Sevgilim Annabel Lee”

Bakın biz, dünya yuvarlak değil düzdür dediğimizde kim “hayır” diyor? O Ankara’dan İstanbul’a yürüyen bir avuç zavallı. Sonra dikkat edin ülkeyi bölmek isteyenler de “hayır” diyor. Bunlar yuvarlak diyorlarsa emin olun o zaman dünya muhakkak düzdür.

Onlar bu meselede neye karşı çıktıklarını, niçin karşı çıktıklarını bilmedikleri, aslında her doğruya hayır demeyi alışkanlık edindikleri için işin aslını bilmeyenlerin kafalarını alabildiğine yanlış sloganlarla bulandırmaya çalışıyorlar.

Bunlar yalanla yatar, yalanla kalkarlar. Hile, yalan bunların işidir!

Evet bu coğrafyalarda düz olmayan üç beş yer kalmıştır ama -siz mademki yetki verdiniz- biz bunları da pek yakında
inşallah dümdüz edeceğiz.

Dünya denen bu düz ve kocaman tepsinin üstünde çeşitli ülkeler bulunur: Kimi kayık tabaktır, altında Limoges filan yazar, kimi servis tabağıdır, marketlerde düzineyle satılır, birçoğu da ufak çay bardağı altlığı… Bu muazzam tabakhanede Türkiye neydi biliyor musunuz? Boyası aşınmış, defolu, ufak, melamin bir tabaktı. Maaşların
ödenemediği, kasaların fırlatıldığı Türkiye başka ne olabilirdi ki?

Bizim zamanımızda Türkiye serpildi, büyüdü, yaldızladık, boyadık, nefis bir çorba tabağı oldu; artık bakan onu tanıyamıyor!

Bu gidişle bu tabak -göreceksiniz- yakında uluslararası müzayedelerde çok yüksek fiyatlara müşteri bulabilecek bir değere sahip olacaktır.