BASRA ÇOKTAN HARAP!

Siyasal bilimler jargonunda yönetmek, öngörmektir.

Bir yöneticinin ya da yönetimin başarısı öngörü yeteneği ölçüsünde gerçekleştiği gibi, zaten yöneteni yönetilene üstün kılan liderlik özelliği de bu yetenekten ibarettir.

Atatürk’ün önderliği, ölümünden 80 yıl sonra doğrulanması süren öngörüleri yüzünden hala rakipsiz.

Bugün yaşadığımız, daha doğrusu yaşamaya çalıştığımız Türkiye’nin en vahim açmazı; yönetenlerin yönetilenler kadar bile öngörü sahibi olmaması, yönetilenlere göre hiç bir üstün vasıf gösteremedikleri gibi halkın sağduyusundan bile geri kalmaları. AKP muktedirleri bırakın öngörmeyi, baktıklarını görüp dinlediklerini duyarak bir muhakeme yapmak ve sonuç çıkarmaktan acizler!

***

Rıza Sarraf, Türkiye’ye 20’li yaşlarında Azerbaycan yurttaşı kimliğiyle giriş yapıyor. Atlar alıyor, yatlar alıyor, bakanların elinden ödüller alıyor. Derken Azerbaycan Ankara Büyükelçiliği, « Bu kişi bizim yurttaşımız değildir, İran uyruğudur! » diye bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Sarraf’a ödül ve birlikte poz verenler, Azerbaycan’ın öngördüğü tehlikeyi görmüyorlar…

MİT, başbakanlığa rapor yazıyor. « Bu adam acaip paralar harcıyor, olmadık yerlere girip çıkıyor, Kendisiyle ilişki kuran bürokratlar dikkatli olmalı, » diyor. Duymuyorlar.

Rıza Sarraf, magazin dünyasına şaşaalı bir giriş yapıyor. Ebru Gündeş’in yanında siyasal zirve elemanlarıyla kahkahalı pozlar veriyor. Gümüş tepsiye dolarlar diziliyor, üstüne çikolata konulup kapıya bırakılıyor. Utanmıyor, « Sayın bakanım saat konusunu hatırlat dedi!» arsızlığını « Saati gönderdik efendim! » cevabının yüzsüzlüğüyle sıvıyorlar.

***

Türkiye üzerinden altın dolu uçaklar uçuyor. Bankalardan saçılan dolarlar, bavullara, ayakkabı kutularına sığmıyor.

CİA ajanlarından ibaret FETÖ alçakları, bu pislikten beslenip palazlanıyor. Ve utanmayanlara ilk vuruşu yapıyorlar.

Görmeyen ve duymayanlar, « Yok öyle şey! » diyorlar. Ucuz kağıtlara « işbu saati paramla aldım, imza tarih » yazılıp sallanıyor milletin burnuna, alay edercesine… Utanmayanlar, görmeyen ve duymayanlar tarafından alay edercesine aklanıp paklanıyorlar, mecliste. Yargıya ayar yapılıyor. Kara paralar bile geri veriliyor, faiziyle!

Rıza Sarraf, Kanal A’da Türk bayrağını arkasına alıp, gek gek « Bu memleketin cari açığının bilmem kaçını ben kapattım! » diye geğirirken, ne Maliye duyuyor, ne Hazine.

***

Oysa kankası Babek Zencani toz olmuş. Rıza’da bir hareketlilik var. ABD vizesi süresiz. Özel uçağın deposu ful. İşler sarpa sarmış belli. Anlamıyorlar.

« Nereye arkadaş? » diye soramıyorlar. Gece yarıları İstinye’de ne arıyor, kiminle ne görüşüyor, bilmiyorlar…

Görmeyen ve duymayanlar, şimdi ABD’deki mahkemeyi konuşuyor. Geçiniz efendim. O mahkeme 1946’dan sonraki Truman doktrini, Marshall yardımıyla başlamıştı!

FETÖ tohumlarının ekildiği Komünizme karşı İlim Yayma Cemiyetleri, Kanlı Pazarlar, 12 Mart’lar, 12 Eylül işkenceleriyle yapıldı; hapisler ve idamlarla bitti.

Artık anlasanız da olur, anlamasanız da…

Bırakın öngörmeyi; görmeyi ve duymayı beceremeyenler için elbette yolun sonu göründü.

Bizler için Basra, zaten çoktan harap olmuştu.

ÖLÜMÜN DEPLASMANI OLMAZ Kİ

Bir selam kadar yakın
bir selam kadar uzak
bu şehir öbür şehre
hangi yıldız koyduysa 
bu saatleri
bu küflü gecelere
yenmek için hasretleri
sofralar kurulur
Ankara tavukçuda
trenlere binilir
Bahçelievler’den geçilir
çocukluğa uçulur
saklambaç oyunlarında
zaman unutulur
şimdi pencerenden gördüğün
arabaların arasında
futbol oynayan küçükler
abansa biri
inse her yer
yıkılsa duvarlar kapılar
özgürlük dalsa içeri
derken zamanlar geçer
döner gelir ateş topu
ölümün deplasmanı yok ki
insanı kendi sahasında da 
yener…

A.KADRİ ERGİN