KRONİK MUTSUZLUK

Her yerde sadece kendimize emanetiz
Mutluluğumuzu da kendimiz yapar ya da buluruz.
Oliver Goldsmith

Mutluluğun sınırlarını bir başka yerde veya bir başkasında aramamış. Sınırı kişinin kendisiyle çizmiş, haklı olarak. Etrafımız ne kadar kalabalık olursa olsun, ne kadar çok bambaşka yerlerde olsak da olalım, yine de “mutluluk” dediğimiz kavram tek bir yerde: Bizde, içimizde, kendimizde…

Mutluluğun kaynağından, yani kendi kişiliği ve benliğinden uzaklaşan bir kimse, daima acı çekmek zorundadır. Kişi, alacağı zevki ve tatminkârlığı, başka diyarlarda aradığı her seferde, kendini biraz daha boşluğa doğru sürükler.

Kendinden uzaklaşmak, neticede benliğin ve şahsiyetin yitimi anlamına gelir ve bu tüm renklerin kararması, duvardaki bütün manzaraların yere düşmesi demektir.

Bu, “kronik mutsuzluk”u ifade etmektedir…

***

Kişilik kaybıyla boşlukta yuvarlanan, kronik mutsuzluğa yakalanmış insanın ıstırabı kendini birçok şekliyle gösterebilir. Geçmeyen mutsuzluğunun bir nevi her zaman farkında olan, fakat bunu bir türlü kendine itiraf edemeyen kişi, bunu bastırabilmek adına, kendini anlamsız birçok yerde bulabilir. Bazen aslında hiç ama hiç hoşlanmayacağı bir şenlikte, bazen kendisine hiçbir anlam ifade etmeyen bir dernekte, kimi zaman da hiç ilgisi olmayan bir toplantıda…

Gidilen, daha doğru bir ifadeyle kaçılan ve sığınılan bu yerler tek bir işe yarar: Var olan kronik mutsuzluğu daha da kalıcı ve sancılı bir hale getirmeye… Kronik mutsuzluğun yerini sağlamlaştırdığı bu durumda, en kötüsü de kişinin, yitirdiği benliği yetmiyormuş gibi bir de kendisini, çoğu zaman gülünç duruma düşürmesidir.

Mesela;

Yanında olan herkese, bulduğu her fırsatta, olmayan mutluluğunun ispatına kalkışır…

Etrafındaki sahte ve hiçbir haliyle kendisine hitap etmeyen kalabalıkları, dostları belleyerek onlarla komik ve bir o kadar da yapay muhabbetlere başlar…

Sokakta gördüğünde “merhaba”sını esirgeyeceği insanların, sosyal medyadaki fotoğraflarını “like” yaparak, aradaki
var olmayan samimiyeti geliştirdiğine inanır…

Sırf içindeki derin yalnızlığı ve acınası mutsuzluğunu kendinden saklamak için katıldığı şenlikte, yeni tanıştığı kadının 7 yaşındaki çocuğuyla, kendi çocuğunu zorla arkadaş yapmaya uğraşır…

***

Yukarıdaki yazılanlar ne kadar tanıdık öyle değil mi?

Okuduğunuzda, kendimizi görmüyor muyuz?

Birçoğumuz, o şenliklere gittik değil mi? Zorla gülümsemedik mi, o anlamsız kalabalıkta? Çocuğumuzu zorla arkadaş etmeye çalışmadık mı, orada yeni tanıştığımız kadının 7 yaşındaki çocuğuyla? Sırf kendimizce, komik bir biçimde klâs atlayacağımıza inanıp, sonunda da mutlu olacağımız safsatasına kapılma uğruna…

Hadi itiraf edelim;

Sokak arasında görüp, sabahları “günaydın” demeyeceğimiz, sözde dernekten dostumuzun, sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafı, ilk beğenen biz idik, öyle değil mi?

Ne kadar da gülünç durumdaymışız meğerse…

Acılarımız ne de güzel demlenmiş içimizde…

Nasıl da kronik mutsuzluk sarmış dört bir yanımızı…

***

Ne de güzel söylemiş Oliver Goldsmith;

“Her yerde sadece kendimize emanetiz

Mutluluğumuzu da kendimiz yapar ya da buluruz.”