DÜŞMANLARIMIZ OLMALI!

“Öpüşmek yasaktı, düşünmek de” adlı romanımda anlatmıştım: Hüseyin Naşid, İsviçre’de tıp okuyup memlekete döndükten sonra Selanik’te doğmuş Hıristiyan bir kızı beğenmiş. Kız da onu. Beraber çıkıp gezmeye başlamışlar. Bir süre sonra Simplon Ekspresi’ne binip Varna’ya gitmeye karar vermişler.

Tren Sirkeci Garı’ndan kalkarken önce düdük sesleri, sonra bağırmalar… Tren durmuş. Polisler gelmiş. “İhbar var, döviz bulunduruyormuşsunuz.”

O tarihte yabancı ülkelere gidenin döviz bulundurması suç. Ancak özel izinle pek az döviz edinmek olası. Gidenler bir miktar döviz edinir, bir yerde saklarlar, yetkililer de genellikle bilmezlikten gelirlermiş.

Bu kez öyle olmamış. Doktorla sevdiği, çantalarında döviz bulunduğundan karakola götürülmüşler.

Doktor, belediye başkanının eşinin hekimiymiş. Başkanı aramış. O da karakola telefon edince konu örtbas edilmiş.
Ertesi gün başkana teşekküre giden doktor sormuş: “Beni kim ihbar etti?”

“Gerçekten bilmek ister misiniz?”

“Evet!”

Doktora gösterilen ihbar mektubunda kardeşi Hasan Bey’in imzası varmış. Neden? Kardeşinin gâvurla yani “düşmanın biriyle” evlenmesini istemediğinden bu beraberliği bozmak için ihbar etmiş onları.

Sevdiği kadının, kardeşi yüzünden düştüğü duruma üzülen ve öfkelenen doktor, kadına hemen o saniye evlenme teklif etmiş.

Nereden mi biliyorum? O doktor babamdı, kadın da babamla evlendikten sonra edindiği isimle Meral yani annem de ondan.

Babam, amcamla uzun yıllar konuşmadı. Babaannemin “Ölmeden barıştığınızı görmek isterim” demesi üzerine barıştılar.

İlkokulun son sınıfındaydım; ikinci ziyaretimizde amcam, beni bir köşeye çekti:

-Söyle bakalım Türk’ün en büyük düşmanı kimlerdir?

-Bilmiyorum amca!

-Ruslar, Bulgarlar ve Yunanlılardır!

Amcam, kardeşiyle barışmıştı ama kimliklerini ancak düşmanlıklarıyla tanımlayabilenlerin ilkelliğinden sıyrılacak kadar olgunlaşamamıştı: Düşmanlar var olmalıydı ve yeğeni de buna inanmalıydı!

Trump benim amcama benziyor: Müslümanların çoğunlukta bulunduğu yedi ülkenin vatandaşının ABD’ye girmesini yasakladığında “2001’den bu yana çok sayıda yabancı ülkede doğmuş kimse, terörle ilgili suçlar nedeniyle mahkûm olmuş ya da suçlanmışlardır” demişti. Oysa onun sözünü ettiği teröristlerin çoğu dışardan gelmemişti, ABD doğumlulardı ama Trump’ın da düşmana ihtiyacı var.

Umberto Eco, “Düşman Yaratmak” adlı kitabında “Düşman olarak belirlediklerimiz, genellikle bizi gerçekten tehdit edenler değil sadece onları düşman olarak tanımlamakta bir çıkarı olanların damgaladıklarıdır”der.

Hudutlarımızın ötesinde yer alan birçok ülkenin ve de hudutlarımızın içinde yaşayan bazı toplulukların düşman olduklarını gün aşırı ilan edenleri dinlediğimde ben bu gerçekleri vurgulamanın gerektiğine inanıyorum!