ATEŞTEN GÖMLEK

Giymişti bir kere üzerine… Çıkarması güçtü… Her gün onunla biraz daha yanıyordu. Vücudunun ateşinin, her saniye biraz daha arttığını en iyi o bilirdi. Tarif et deselerdi, sadece minik bir tebessümle çeker giderdi.

Bazı şeyler vardı ki, ne kadar zorlasan da kelimelerle ifade edilemezlerdi…

Ateşten gömleği giymek, mutluluğun en fiyakalı haliyle, acının en beterini aynı anda yaşamak demekti. Üstüne geçirdin mi bir kere, bir dahaki sefere çıkarmak öyle kolay değildi. Teninin ve bedeninin her yanını alev alev saran ateş, her gün ve her an onunla olurdu.

Ateşle yaşamak başkaydı…

Tüm hücrelerine kadar her an uyarılmış olarak dolaşmak, hem bedenine hem de ruhuna büyük bir külfet oluyordu.

Kendini sokaklara atıp, saatlerce koşsa bile sönmeyen bir ateşti bu. Havadaki tüm oksijeni içine çekse bile, yine de boğulacak gibi hissediyordu. Okyanusları dahi boşaltsalar üzerine yine de durulmayacaktı bu yangın.

Şans mıydı, şanssızlık mıydı, bilmiyordu…

Ama şundan emindi: Onsuz olmuyordu… Alışmıştı bir kere. Ateş her ne kadar yakıcı olsa da, onsuz olan bir hayatı düşleyemezdi. Bir daha o sıcaklığın üzerinde olmayacak olması, artık yaşamamak demekti. İçindeki güneşin karanlıklarda kaybolması, her yerinin baştan aşağıya buz kesmesi demekti.

Şundan emindi;

Soğuğu, sıcağa asla tercih edemezdi; etmeyecekti…

Bu yüzden, şans mıydı anlamamıştı, ama şanssızlık olmadığını çok iyi biliyordu…

Tutkuyla yaşamanın ne olduğunu öğreten, kocaman bir kıvılcımdı bu. Tutulmuştu bir kere… Çektiği tüm acılara rağmen, söküp atamazdı. Bu kor alevle yaşanılan tek bir gün, bütün bu zorluklara, ağrılara değerdi. Ateşten gömlek, kendisini birçok defa yarı yolda bırakmış bile olsa, yine de bu birlikteliğin bitişi söz konusu olmamıştı.

Birbirlerine inanıyorlardı…

Buluşmaları anlaşmalı olmamıştı. Kaderde vardı ya, olacaktı. Tesadüfse eğer, yeryüzünde görülebilecek en şahane tesadüf olduğu aşikârdı.

Bu mükemmel rastlantının bedeli, işte yine ikisiydi. Birbirlerinin en güzel hediyesi oldukları kadar bedeliydiler de…

Aynı anda, birbirlerini hem ödüllendiriyor hem de cezalandırıyorlardı. Bazen öylesine sarılıp bütün oluyorlardı ki, ikisinden biri yok olacak raddeye geliyordu. Bazı zaman da vardı ki, işte o anda birbirlerini kaybettiklerini, bir daha da asla kavuşamayacaklarını duyumsarlardı. İşte o zamanlarda yaşayamazlardı; ikisi de tükenip giderdi…

***

Delice bir şeydi bu…

Yanmak, boğulmak, nefes almak, sevinç, keder, gözyaşı hepsi bir aradaydı…

Tutkunun kısık ateşte yavaş yavaş pişmesi, lezzetlenmesiydi…

İnancın en tepe noktalarda seyrettiği yerdi…

Defalarca ayrılma aşamasına gelinse de, yeniden birleşmenin er ya da geç mutlaka olacağını bilmekti…

Ateşten gömlek giymek, aşkın ta kendisiydi…

Aşkla yaşayabilecek kadar cesaretli olmak demekti…