BARIŞ İSTENMESİN Mİ?

2017’nin tarihimizde kıvançla anımsanacak bir yıl olmayacağı kesin: Ekonomi, demokrasi, eğitim, sağlık ve daha birçok alanda aksıyoruz! Her köşeden, uyarılar ve itiraz sesleri geliyor. Bunların önemli bir bölümü “Fazla konuşsakbaşımıza bir şey mi gelir” endişesiyle alçak sesle söyleniyor. 

Yönetim, bütün olumsuzlukların dışarıdan gelen, bizi eskiden beri parçalamak isteyen güçlerden kaynaklandığını, onların bizi, PKK’nin uzantısı olan PYD’yi pekiştirerek, ekonomimizi çeşitli manevralarla çökerterek mahvetmeye çalıştıklarını söylüyor. Öyleyse önce parçalanmamak için ne yapacağımızı düşünmeliyiz. 

Bizim sıkıntılarımızı çekmiş ama üstesinden gelmiş olanların ne yaptığını öğrenmek gerekir: Kuzey İrlanda, uzun yıllar iç çatışmalarla kanamış ancak eninde sonunda düze çıkabilmiş bir ülke. Bu ülkedeki iç çatışmalarda tarafların birinin liderliğini yapmış olan Gerry Adams, ekim ayında The Guardian gazetesindeki bir yazısında o ülkede barışa nasıl vardıklarını anlattı ve İspanya ile Katalonya arasındaki gerilimin daha olumsuz aşamalara varmadan çözümlenmesi için yapılması gerekenleri saydı. Adams’a göre taraflar zora başvurmadan oturup konuşmalıdırlar: 

“90 başlangıcına kadar Britanya hükümetleri, uluslararası bir aracının gerektiğini kabul etmediklerinden bizim barışa varmamız gecikti. Britanya hükümetinin çözüm için ön şartlar ileri sürmesi işe de yaramadı. Sonunda güçlükleri hiçbir sorunu müzakere dışı bırakmayarak aştık.” 

Adams’a göre, “Hiçbir anlaşmazlık diğerine benzemez ama doğrudan doğruya görüşme ve
arabuluculuktan yararlanma çözüme ulaşmanın yoludur.” 

Birkaç yıl önce bizde de bu görüş geçerliydi. Baskın Oran, “Kürt Barışında Batı Cephesi / Ben
Ege’de Akilken…” başlıklı kitabında Başbakan Erdoğan’ın 4 Nisan 2013’te Dolmabahçe’de yapılmış olan ilk akil adamlar toplantısında söylediklerini Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın yayımladığı “Akil İnsanlar Heyeti-Faaliyetleri ve Medya Görünümü” adlı broşürden aktarmıştır. 

Başbakan şunları söylemiş: “Bu sorun, sadece iç barışımızı tehdit etmiyor… Güven ve istikrarı da riske atıyor.

Çözümsüzlüğü çözüm görenlerin anlamadığıgerçek… Bu anlayışın artık sürdürülebilir olmadığıdır. Çözüme karşı olanların önerisi, açıkça ölümlerin devam etmesi, Türkiye’nin kan kaybetmesidir… Bu süreç yaralı duyguları tamir etme, karşılıklı güven tesis etme, kardeşlik hukukunu yüceltme sürecidir. Çözüm süreci, silahı aradan çıkarma, sözü, düşünceyi, siyaseti devreye alma sürecidir.” 

Bu sözler ve yansıttığı mantık doğru değil midir? Öyleyse bu sözlere ve ülkelerindeki iç çatışmalara son verebilmiş liderlerin önerdiklerine uyan bir çözümü yeğleyen bir bildiriyi imzalamış olan akademisyenlerimizi neden yargılayalım?