DÖNÜŞEMEYEN SANAYİ…TÜSİAD…

Yapay zekânın, robotiğin, uçan otomobillerin, 3 boyutlu yazıcılar ile evde üretimin, chatbotların devrindeyiz. Kaçış yok. Geçmişte hepsine de “olanaksız” denmişti; hepsi sırayla yaşamlarımızın içine girmeye başladı ya da başlamak üzere. Bilim ve teknolojiyi radarına alıp yol haritalarını buna göre belirleyenlerin kazanacağı yarışın içindeyiz. Yeni oyun kuruldu, kuralına göre oynayan “kazananlar ligine” geçecek. Kazanamayanlar ise her zaman olduğu gibi, gelirlerini kazananların ürettiklerini satın almaya harcayacak. Konu bu kadar basit… 


Oyunun kurallarının birkaç belirleyicisi var:


  • Değer artık ürün değil veri, öğrenme ve bunun çevresinde oluşan yeni iş modelleri.

  • Kısıtlı kaynakları, daha verimli ve daha az atık üretecek şekilde kullanmak artık bir zorunluluk 

  • İşgücü hızla, kas gücüyle yapılan işlerden kalifiye işlere kayıyor.

  • Sanayide dönüşümün motoru ise dijitalleşme. Değişimi tetikliyor ve hızlandırıyor. 


TÜSİAD geçen günlerde önemli bir raporu paylaştı:

Türkiye’nin Sanayide Dijital Dönüşüm Yetkinliği.

Önce raporu tek cümle ile özetleyelim:

“Türkiye sanayide dijital dönüşüm yolculuğunda hâlâ yatırım öncesi ve planlama döneminde.” 


Şaşırtıcı gelmiyordur herhalde! 
Konuyu yakından takip eden biri olarak her 3 ayda bir “Türkiye’nin Sanayi 4.0 Yol Haritası yakında açıklanacak” demecini duyuyorum.

O “yakın” hiç gelmiyor…

Biz Godot’yu bekler gibi yol haritasını beklerken dolar alıp başını gidiyor, kendi sanayisinin dijital dönüşümünü gerçekleştirmek isteyen az sayıda öngörülü iş insanının bunu yapacak hali de kalmıyor. Zaten raporda belirtildiği üzere şirketler de, djital dönüşümün önündeki en büyük engelleri “yatırım maliyetlerinin yüksekliği ve yatırımın geri dönüş belirsizliği” olarak sıralıyorlar. Sorunun bir diğer önemli boyutu, dijital dönüşüm gerçekleştirmek isteyen sanayicinin bunun için yerli tedarikçi yerine yabancı teknoloji tedarikçisini tercih etmesi. Bu da yerli teknoloji üreten firmaların güçlenmelerinin deneyim kazanmalarının önünde büyük engel.

Başka bir deyişle bir yandan toplam üretim ve ihracatımız içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı çok az diye yakınırken öte yandan bunu yapanlara sırtımızı dönüyor ve yabancı çözümlere onlarca para akıtıyoruz. 
Nitelikli işgücü yine bu dönüşümün önemli unsurlarından biri. Zaten TÜSİAD raporunda da hem nitelikli işgücünün eğitimine dikkat çekiyor hem de beyin göçüne engel olunmasına işaret ediyor.

Oysa Türkiye son yıllarda tarihinin en büyük beyin göçünü veriyor. Yüksekeğitimli işgücü hızla ülkeyi terk ediyor. 


Görüyoruz ki bir ülke kendi sanayisinin dönüşümünü tüm ekosistemi doğru oluşturmadan gerçekleştiremiyor.
İnsan hakları, demokratikleşme, basın özgürlüğü gibi alanlarda ortaçağ karanlığına doğru sürüklenen, eğitimi yapboz tahtasına çeviren, dini kamusal yaşamın her alanına sokmaya odaklanmış, laik devlet unsurlarından uzaklaşan, insanına değer vermeyen, “üretim” ekonomisi yaratamamış bir ülkenin çağın gerçeği olan Sanayi 4.0’ı yakalaması kolay değil. 
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik raporun açıklandığı toplantıda “Birinci, ikinci, üçüncü sanayi devriminde dünyanın gerisinde kaldık. Bunun sıkıntılarını yaşadık. İnanıyorum ki; bu defa ‘geç kaldık’ demeyeceğiz. Türkiye’nin bilgi ve teknoloji üretmeden gelişmesi de, kalkınması da mümkün değildir.

Türkiye, küresel bir güç olmak istiyorsa; bir an evvel kendi teknolojisi ile üretim yapmaya başlamak zorundadır”.

İyimser temenniler. Ama Türkiye’nin en büyük, güçlü şirketlerinin sözcüsü TÜSİAD’ın çorbadaki tuzu sadece rapor hazırlamak olmamalı… Kendi dönüşümlerinde yerli teknoloji üreten şirketleri, tedarikçileri olarak seçerek işe başlayabilirler örneğin…