DİRENMEK BELKİ KAYBETMEK, BELKİ KAZANMAKTIR!

Bugün, Türkiye’yi biraz daha karanlığa iten ve son toplamda kimi gerçekten tarihe gömeceği pek de belli olmayan siyasal bir depremin habercisi 2017 yılının son günü…

Yıkım çoktan başladı. Şahmerdan iş başında. Kolay mı devlet yıkmak? Vurdukça inliyor ülke. Tuğla duvarları çabucak devirdiler de, betonarme kolonlar direnç gösteriyor…

Direnç varsa umut var. Direnç sürdükçe umut sürüyor.

Dayanmak, zaman kazanmak gerek.

Çünkü zaman geçtikçe yıkıcıların da zamanı doluyor yavaş yavaş.

Fransız gazeteci Olivier Michel, 377 bin tirajıyla Fransa’nın Paris Match’dan sonra en çok satan haftalık dergisi Le Figaro Magazine’in bu yılki son sayısında yayımlanan Türkiye röportajına « Erdoğan’a hala direnenler » başlığını atarak işte bu direnci, umudu vurguluyor.

***

Michel’in derginin dokuz sayfasına yayılan röportajına yazdığı yorum: «Arkasına aldığı halk desteği serbest düşüşe geçen muhafazakar İslamcı Başkan Recep Tayyip Erdoğan, ülkeyi 2016 Temmuz’undaki darbe girişiminden beri tek elden yönetiyor. Türkiye’de hala laikliği ve demokrasiyi savunmaya cesaret eden kadınlarla, erkeklerle görüştük… » sözleriyle başlıyor.

Ülkemizi adım adım hukuk devleti olmaktan çıkaran, hatta keyfi olduğunca gaddar bir istibdat karikatürüne dönüştüren yıkım sürecini özetledikten sonra; «Ama rüzgar dönüyor. Yüzde 12 işsizlik ve yüzde 10’luk bir enflasyonla ekonomi zayıflıyor. Ülkeyi İslamlaştırarak, Araplaştırarak modernleştirme çabaları 11.Yüzyıldan beri zaten Müslüman olan Türklerin kimliğini yozlaştırıyor, » saptamasıyla sürüyor.

***

20 yıldan beri Le Figaro gazetesinin röportaj yazarı olan Olivier Michel, diplomat babası sayesinde çocukluğunu Ankara’da geçirmiş; Türkçe ve Arapça başta, pek çok dil bilen deneyimli bir gazeteci.

Le Figaro Magazine’deki uzun Türkiye röportajında, CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bedri Baykam, Alevi dedesi Hüseyin Güzelgül ve benimle yapılan uzun söyleşiler var. Ataol Behramoğlu ve Ahmet İnsel’in de görüşlerine yer veriliyor.

Ama bence röportajın en ilginç öyküsünü, Bedri Baykam’ın anlatısı oluşturuyor.

***

Olivier Michel’in kaleminden okuyalım:

« Bedri Baykam, bıçaklı bir saldırıya uğrayıp karnından yaralandığı 2011 yılında Avrupa’yı Türkiye’deki durumla ilgili uyarmaya çalışır. Daniel Cohn-Bendit’le görüşür. Ama Cohn-Bendit, ona Türkiye’de asıl sorunun ordu ve ülkenin demokrasiye kavuşması için en iyi seçeneğin Erdoğan olduğunu söyler. Bernard Henri Levy ise bırakın kendisiyle konuşmayı kabul etmeyi, mail adresini vermeyi bile reddeder. Sanatçı Bedri Baykam, ‘Genelinde Avrupa, özelinde Fransa ve gerçeklerden tümüyle kopuk Fransız aydınları, Türkiye’nin İslamlaştırılmasında ağır sorumluluk taşıyorlar,’ diyor. ‘Şimdi Fransa televizyonlarında Fransa’nın İslamlaşması hakkında süren tartışmaları izlerken, aynı aydınların sizin laikliğin de mezarını kazdıklarını düşünmüyor değilim!’.. »

***

Bedri Baykam’ın Avrupa’lı milletvekili ve aydınlarıyla yaşadığı deneyim; AKP iktidarına bir süredir öcü gibi gösterdiği AB’nin bir zamanlar en büyük destekçisi olduğunu hatırlatmak açısından önemli. Keza « AB, Türkiye’yi Müslüman olduğu için almaz » algısından « Hıristiyan Batı, Türk kesmiş olmak için yılbaşında hindi yiyor! » salgısına kayan kafalara da bir yanıt niteliğinde.

Ama Türkiye’de kimsenin yanıta ihtiyacı yok. Çünkü soru soran yok. Çoğunluk herşeyi bildiğinden, bilmediğinin de var olmadığından emin.

***

Oysa dünya yuvarlak ve dönüyor. Zaman durmuyor. Yeni bir yıla giriyoruz. İstesek de giriyoruz, istemesek de.

Komşumuz İran, kaynamaya başladı. Mollalar için yolun sonu belirdi. Bugün değilse yarın. Bu yıl değilse, gelecek yıl.

Biliyorsunuz Sünni kökdincilik, İran’daki Şii kökdinci devrimden feyz alarak yayılmaya başlamıştı.

İran’daki rejimin sonu tüm bölgeyi ırgalar, Türkiye’nin yol haritasını da etkiler.

İyisiyle kötüsüyle, herşey olabilir. Bütün yol haritaları çöpe gidebilir. Yıkılmaz denilen yıkılır. Yıkılmaya çalışılan ayakta kalır.

2018’in hepimize güzel sürprizler, beklenmedik sevinçler ve ortak coşkular yaşatmasını diliyorum.