BUYRUN BU GELENEKTEN YAKIN!

Orada, gitmesek de görmesek de yeryüzünün en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan’ın kuzey doğusunda küçücük bir yurt var ki…

Ne kadar uzak ve küçük olursa olsun, dünyanın eril düzenini tepetaklak eden o yurt dişil olup, bizdendir hemşirelerim!

Khasis halkının yaşadığı Meghalaya eyaleti, aslında 3 milyon nüfusuyla pek de küçük sayılmaz. Fakat Tibet, Bangladeş ve son zamanlarda ehli müslim muktedirlerimizin rikkatine mazhar olan Myanmar’a sınırı olan Meghalaya’nın üç milyoncuk halkı, Hindistan’ın 1 milyar 400 milyonluk insan okyanusunda elbette üç damla sayılıyor.

Üstelik Khasis’ler, yaşadıkları vilayet nüfusunun sadece üçte birini oluşturuyor.

Ama ister okyanusta damla olsunlar, ister simsiyah bir gecenin ortasındaki ateş böceği;
Hindistan’daki o bir avuç Khasis, tıpkı yeryüzünün trilyon yıllık tarihine ışık tutan bir dinazor kıkırdağı ya da böcek fosili gibi; insanlığın en eski toplumsallaşma biçimi «anaerkil » yapısıyla, çok da uzun olmayan antropolojik tarihimizi hem de ‘canlı yayın’la aydınlatıyor!

Meghalaya eyaletinin üçte bir ucunda özerk bir yönetim kurmuşlar, binlerce yıllık geleneklerini sürdüren yasalara uyuyorlar.

***

Bu yasalara göre erkekler, Khasis toplumunda bacağını kırıp evde oturması gereken « cinsi latif ». Ya da Batılı jargonuyla aklı kısa « zayıf cinsiyeti » oluşturuyorlar.

Doğan çocuklar babanın değil, ananın soyadını alıyor. Miras hakkı, ailenin en küçük kızına ait. Ailenin kız çocuğu yoksa, en yakın akrabanın en küçük kızına kalıyor.

Damatların hepsi iç güveyi! Evlenen erkek, kaynanasının evine taşınıyor. Arabayı evin hanımı kullanıyor. İşyerinin patronu hanım. Zaten evin de patronu hanım. Çünkü ekmeği getiren hanım.

Kafayı kim çekiyor, evin hanımı kocasını sofraya oturtuyor mu, öğrenemedim.

Size aktardığım bu bilgileri saygın araştırmacı ve antropologların kaleminden TV5Monde’un en çok okunan haber sitesi Dünyalı Kadınlar/Terriennes’de yayımlayan gazeteci arkadaşım Sylvie Braibant’a sordum, o da bilemedi. Üstelik şaşırıp, « Bak bu hiç aklıma gelmedi! » dedi.

Gelmez tabii, ne de olsa Fransız. Erkek egemenliği sürse de kadının oturmadığı sofra,
içkiye ve yemeğe eşlik etmediği olmaz ki Fransa’da…

***

Şaka bir yana, TV5Monde’da yazı işleri müdürü ve hukukçu kimliğiyle de gazeteciler sendikası sözcüsü olan Sylvie Braibant; Fransa’da en güvendiğim gazeteci ve tanıdığım en sağlam feministtir.

Terriennes sitesinin haberine göre, kadına şiddette Türkiye’den geri kalmayan Hindistan’ın kalabalığında toplu iğne ucu sayılacak Khasis toplumunda, dünya düzeni tersine işliyor. Aileler erkek değil, kız çocuk istiyor. Tanrılara kız çocuk versin diye adaklar sunuluyor. Hastanelerde kızların doğumu sevinç çığlıklarıyla, erkeklerinki sessizlikle karşılanıyor.

Zaten ezilen erkekler arasında da örgütlenme başlamış. Syngkhong Rympei Thymai (STR) adını alan eril dernek, « Erkek doğuştan reistir. Kadın erkeğe yardım eder, erkek de kadını korumakla yükümlüdür, » şiarıyla Khasis toplumunu « çağdaş evrensel » eğilime göre yapılandırmayı amaçlıyor. Şimdilik 1000 üyesi var, onlar da hanım korkusundan sahte isimlerle yazılmışlar derneğe, ama yazılmışlar…

Kadınları ezen koca bir dünyanın tersine dönen minicik Khasis uygarlığı, çok sevgili arkadaşım Sylvie Braibant kadar benim yüreğimi de soğutuyor mu? Evet. Ama Khasis’lerin tutumunu onaylamak mümkün mü? Hayır!

***

Çocuklarımıza, torunlarımıza daha yaşanır bir dünya ve acı çekmeyecekleri, ezilmeyecekleri; gerek zihniyeti, gerekse toprakları zehirlenmemiş bir yurt bırakmak isteyen bizler; doğumlarda kız çocukları için de erkek çocukları için de sevinç çığlıkları atılmasını isteriz.

Amacımız, davamız ve ülkümüz, kadınlarla erkeklerin yasalar önünde, daha da önemlisi zihinlerde eşit olmasıdır!

Cinsiyet ayrımcılığına, cinsel tercih ayrımcılığına, kadına, çocuğa şiddete ve tecavüze karşıdır kavgamız. Toplumsal ahlaka ve ortak çıkarlara zarar vermeyen herkesi bağrımıza basarız.

Bu yazıyı, Türkiye’nin en işe yaramaz ve pahalıya patlayan kurumu Diyanet’in, 9 yaşındaki kızların evlendirilebileceğine dair tebliğini sitesinden kaldırdığı günün ertesi Fransa’yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın « AB Türkiye’yi niçin oyaladığının gerekçesini açıklayamıyor, » sözleri üzerine yazmayı gerekli buldum.

Sorun salt Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan çıkması, gazetecilerin ve binlerce insanın pek de gerekçeye gerek duymadan zindanlarda süründürülmesi değil…

Ülkemizde zihinler hükümlü.

Ey muktedir! Yönettiğin ülkede devlet dine abandıkça eşitsizlik, ahlaksızlık ve vahşet artıyor, farkında mısın?