İRAN OLAYLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İran ilginç bir ülke. Anlamak, analiz yapmak kolay değil. Şah döneminden molla rejimine geçileli 39 yıl olmuş; Ayetullahların iktidarında neredeyse 3 kuşağın yetiştiği anlamına geliyor bu. Son 4 yıl içinde 2 kez İran’ı ziyaret ettim. Birçok kentini gezme, insanlarla sohbet etme, gözlem yapma imkânım oldu. Tüm bunlar İran ile ilgili görüşlerimi, algılarımı etkiledi, hatta tepetaklak etti diyebilirim. Modernleşmeye açık, kültürlü, bilimin önemini kavramış bir toplumsal dinamikle karşılaşmak şaşırtıcıydı, özellikle büyük kentlerde… Yoksunluğa rağmen sinemaları, edebiyatları çok güçlü. Şairlerine tapıyorlar.

Mollaları bile Marksizm okuyor. Bakanların hemen hepsi yüksek lisanslı hatta doktoralı. Anlayacağınız şeriat ve demokrasi açısından da Suudi Arabistan değiller. Yakın zamanda kadınların başlarının örtme yasağı bile yumuşatıldı.

İran 376 milyar dolarlık gayri safi milli hasılası ile dünyanın en büyük 29. ekonomisi.

Üçüncü çeyrekte yüzde 5.6 büyüdü. Petrol gelirleri de büyümeye eklenince büyüme yüzde 6 oldu. Ancak bu büyümenin vatandaşın cüzdanına etkisi olmadı. Aralık ayında yıllık enflasyon bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8 oldu. İşsizlikte ise alarm zilleri çalıyor. 80 milyonluk İran’da işsizlik yüzde 12.5 seviyelerine çıktı. Bu da haklı olarak hoşnutsuzluğu artırdı.

Gelir uçurumu tetikledi

Son 30 yılda İran’da 3 büyük kitlesel eylem gerçekleşti. İnsanlar protesto için sokaklara döküldüler. İlki 1999 yılında öğrencilerin ifade özgürlüğü için yaptıkları gösterilerdi. Bir diğeri 10 yıl sonra 2009 yılında seçimlere hile karıştırıldığı ve yeniden yapılması gerektiğini düşünenlerin protestolarıydı. Her ikisi de barışcıl gösterilerdi. Ülkede insan haklarının düzelmesini, hükümetin daha şeffaf ve hesap verebilir olmasını amaçlıyordu.

Şimdilerde ise üçüncüsü yaşanıyor. Ekonomik gerekçelerle başladı protestolar ama ülke çapına yayıldıkça talepler de, eylemlerin yapılış şekli de değişti, farklılaştı. Bugün yaşananlar daha önceki yıllardaki gösterilerden farklı. Şiddetsizlik kuralı uygulanmıyor bu protestolarda; ifade özgürlüğü, kadınların ve etnik azınlıkların haklarına vurgu da daha belirsiz. Orta sınıf eğitimli kesim protestolara katılmak yerine izlemeyi yeğliyor; daha temkinli yaklaşıyor olaya.. İktidarın politikalarından memnun olmasalar bile protestoların başlamasını, aldığı şekli gözlemliyorlar geride durarak. Çünkü hemen yanı başlarında yaşanan Irak, Suriye, Yemen ve Filistin deneyiminin ayırdındalar. Yoksullar ise daha kolay kandırılanlar… Gerek muhafazakâr kesimin gerekse başta ABD, Suriye ve İsrail olmak üzere dış mihrakların manipülasyonuna daha açıklar. Az para ile kendilerini sokaklara atacak kitlelerin bulunması çok kolay…

İran’ın güçlü ve köklü devlet yapısının bu çok dağınık yapıyı bastırma olasılığı çok yüksek. Ama İran olayından çıkarılacak dersleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu, bulunduğumuz coğrafya için özellikle önemli olmakla birlikte her ülke için geçerli…

  • Dünya gelir dağılımında uçurum çok açılmış durumda. Sadece ülkeler arası değil, ülkelerin kendi içlerindeki uçurum da kaygı verici. Özellikle halkın büyük çoğunluğu yoksulluktan kırılırken, iktidara yakın bir elit, zengin kesim yaratılması toplumsal barışı zedeler, öfkeyi artırır.
  • Toplumsal huzur ve barışın olmaması kırılganlığı artırır, dış güçlerin manipülasyonuna açık hale getirir.
  • Otokrasi zarar verir. Bir noktada bumerang gibi kendine yönelir. Kuvvetler ayrılığı, dengeyi koruması açısından son derece önemli.

Özetle, toplumun dipten gelen toplumsal- politik talepleri dikkate alınmadan bir istikrar sağlaması mümkün olmuyor, olamıyor. İran şablonunu çoğaltarak dünyanın her ülkesine yapıştırabilirsiniz…